3 Şubat 2025 Pazartesi

Gökçe'nin Çilesi

 

   Çok mutluydu. Hayalleri gerçekleşmiş, sevdiği adamla evlenmişti. Aslında her şey çok hızlı gelişmiş, bir arkadaş toplantısında tanışmışlar, kısa zamanda birbirlerine ısınmışlar ve aylar içinde de evlenmişlerdi. Şimdiyse büyük gün gelmiş, çatmış, nikahları kıyılmış ve en sonunda dairelerine çıkmışlardı. Artık başbaşalardı. 

    Gökçe çok sabırsızdı, gelinliğini henüz çıkartmamıştı, ama heyecanlıydı. İçine, kocasını memnun etmek için, beyaz saten bir büstiyer giymişti ve gelinliğinin altından da dikkatlice  bakıldığında seçilebiliyordu. Tabii kocası için asıl sürpriz daha aşağılardaydı: beyaz jartiyer ve ipek çoraplar. Beyazlar içerisindeki yeni gelin, içinde doyurulması gereken bir dişiyi saklıyordu doğrusu.

    Eşi Arda ise bambaşka bir sürpriz hazırlamıştı... Kalacakları yeri haftalar öncesinden ayarlamış, Gökçe'ye ona bir sürpriz hazırladığını söylemiş ve kızcağıza hiçbir şey söylememişti. Bütün hazırlıklarını büyük bir gizlilikle yapmıştı. Şimdiyse büyük an gelmişti.

   "Hazır mısın?" diye sordu. Gökçe utanır gibi yaptı, ama arzusu gözlerinden okunuyordu. Arda kızın yanağını okşadı, arkasına geçip iki eliyle belinden kavradı gelini. Gökçe heyecandan titriyordu. Arda usulca "Artık evlendik" diye fısıldadı cebinden çelik kelepçeleri çıkartırken. Gökçe şıngırtıyı duydu ama şüphelenmedi. Arda genç kızın saten eldivenleri dirseklerine kadar gelen kollarını kavradı ve bileklerine kelepçeleri taktı. Gökçe daha da heyecanlanmıştı "Bana böyle şeylerden hoşlandığını söylememiştin" dedi hafifçe gülümseyerek. İstekliydi ama biraz tereddüt etmişti, eşi daha bu ilk gecelerinde ellerini arkadan kelepçelemişti, hafif çırpınır gibi yaptı, çelik kelepçeler izin vermedi. Oysa ki yavaşça soyunmak, kocasına bedenini sunmak isterdi. Arda parmaklarını Gökçe'nin dudaklarına götürüp "Şşşş" dedi, "Artık senin kocanım, bu ne demek biliyor musun?" diye sordu fısıldayarak. Gökçe ağzını açacak gibi oldu ama Arda izin vermedi, "şşş, ben izin vermeden konuşmayacaksın. Şu andan itibaren..." parmakları Gökçe'nin gövdesinde gezinmeye başlamıştı "... tamamen bana aitsin." yavaşça gelinliğin üzerinden kızın kalçalarını okşadı, "sana ne istersem yapabilirim" Gökçe'nin gerdanından öptü "ve sen yalnızca itaat edeceksin.." Gökçe bir anlam verememişti. Tuhaf bir fantezi olduğunu düşündü. Ancak o sırada Arda'nın çekmecelerin birinden deri kayışları olan kırmızı renk silikon bir top çıkarttığını görünce tedirgin oldu. Bu bir ağız topuydu, daha önce filmlerde görmüştü ve ne işe yaradığını da biliyordu. Arda ona ne yapacaktı? Neden konuşmasını, hatta bağırmasını istemiyordu? Arda topu kızın ağzına götürürken Gökçe ürkekçe "Lütfen canımı yakma, olur mu?" dedi. Arda çok tahrik oldu, silikon topu kızın ağzına yerleştirdi, kayışları sıkıca bağladı. Ağız topu Gökçe'nin azı dişlerine oturdu. Artık sahibine karşı koyamaz, yardım çağırmak için de bağıramazdı. Çaresizdi.

   Arda yataklarının hemen yanındaki dolabın kapaklarını açınca Gökçe'nin tereddütü dehşete dönüştü. Genç kadın yutkundu, boğuk boğuk itiraz etmeye başladı. Gördüklerine inanamamıştı. Dolabın her tarafında kırbaçlar, şaplaklar, tasmalar, vibratörler ve çeşit çeşit deri ve metal işkence aleti vardı! İçini korku kapladı, çırpınmaya çalıştı. Kelepçeleri izin vermedi ve gelinin ayakkabıları koşamayacağı kadar yüksek topukluydu. "Uslu dur!" diye emir verdi genç adam, "Uslu bir kız ol ve efendine itaat et!" Gökçe ağzındaki topa rağmen bağırmaya çalıştı, boğuk çığlıklar çıktı tıkalı ağzından. Arda kızın gelinliğini iki eliyle sıkıca tuttu, sert bir biçimde aşağı doğru çekti. askıları yırtılan gelinlik aşağı indi, gelinin dolgun göğüsleri beyaz saten büstiyerden taşıyordu. Arda'nın iştahı kabardı, "Memelerini kamçılayacağım!" dedi, Gökçe hüngür hüngür ağlamaya başladı. Çelik kelepçelerine asıldı, deli gibi çırpındı, boğuk boğuk bağırdı. Çok korkuyordu ve çok çaresizdi, Arda ise eline deri saçakları olan bir kırbaç almış, geline istekle bakıyordu. Var gücüyle savurdu kırbacı Gökçe'nin savunmasız göğüslerine. Deri saçaklar memelerinde şakladı, kızcağız kendini savunmak için çırpındı, ama nafile. Arda iştahla kamçılamaya devam etti gelinin göğüslerini. Gökçe çaresiz olduğunu anlayınca kaçmaya çalıştı; ancak elleri arkadan kelepçeli olduğundan çok rahat hareket edemiyordu, ayağında yüksek topuklularla koşamadı, gelinliğinin eteğine dolandı, yere kapaklandı. Yerde çaresize ağlamaya devam etti, zırıl zırıl ağlıyordu. Bir yandan da kocasına yalvarıyordu, ancak tıkalı ağzından anlamsız sesler çıkıyordu.

   Arda dolabına döndü, bir deri tasma ve zincir aldı. "Ben seni terbiye etmesini bilirim yaramaz şey" dedi ve kızın üzerine kapandı, tasmayı gelinin boynuna geçirdi, sıkıca bağladı. Sert deriden kalın bir tasmaydı, boynuna bağlanınca Gökçe'yi başını kaldırmaya zorladı. Arda tasmanın önündeki çelik halkaya zincirin boştaki ucunu taktı, küçük bir asma kilitle sabitledi. Ayağa kalktı ve tasmasından kuvvetlice çekti kadını. Gökçe ağlaya ağlaya ayağa kalktı, Arda'yla göz göze geldi. Tasması yüzünden başını çeviremiyor veya eğemiyordu. Birkaç dakika önce dünyanın en mutlu kadınıydı, şimdiyse elleri kelepçeli, ağzı tıkalı çaresiz bir esire, boynunda tasması bir seks kölesine dönüşmüştü. Arda tasmanın zincirini sertçe çekti. Gökçe çaresiz ayağa kalktı. Göğüsleriyle Arda'nın kırbacı arasında yalnızca beyaz saten vardı, o da hassas meme uçlarını kamçı darbelerinden koruyamazdı. Deri kırbaç memelerini dövmeye devam etti. Gökçe gövdesini kaçırmaya çalıştıkça Arda tasmasını daha da çekiştiriyor, kızcağız kaçmaya çalıştıkça dolgun memelerini daha da sert kamçılıyordu. Gökçe dayanamadı, zırıl zırıl ağlamaya başladı. Ağzındaki top da artık onu susturamıyor, yalnızca yakarışlarını anlamsız birer iniltiye çeviriyordu. Arda gelini ittirdi, kız yatağın üzerine sırt üstü devrildi. Genç adam hızlıca soyundu, gelinin eteğini sıyırdı, bir çırpıda külodu çıkarttı. Kızın külodunu o kadar sert çekmişti ki, jartiyerinin kopçaları sökülmüştü. Kırbacın saçakları şimdi de Gökçe'nin kadınlığını dövmeye başlamıştı. Arda deri kırbacı durmadan gelinin vücudunda şaklatıyor, genç kadın çırpınıyor ama kamçılanmaktan kurtulamıyorum. Arda dolaptan, uçlarında deri kelepçeler olan, uzunca bir kement çıkardı. Sonra Gökçe'nin üzerine çıktı. Taze gelin çırpınıyordu, ama yine de kocasına direnemiyordu. Arda kızın bacaklarını omuzlarına aldı, deri kayışlardan birini Gökçe'nin sağ diz kapağının biraz üzerinde sıkıca bağladı. Sonra kementi kızın ensesinden geçirip öbür kayışı da aynı şekilde bağladı. Karısının üstünden kalktı. Gökçe'nin elleri arkadan kelepçeli, ağzı tıkalı, kasıkları çıplak ve şimdi de bacakları, deri kayışlarla bağlı ve ardına kadar açıktı. Kement ensesinden dolandığı için bacaklarını indirmek istese de kayışlar izin vermiyordu. Arda onu bacak omuza pozisyonunda bağlamıştı deri kayışlarla. 

Arda'nın Kadınları - Elif

  Arda yatak odasına girdiğinde esiri siyah saten nevresimin üzerinde çırpınıyordu. Elif upuzun sırma sarısı saçlarını savura savura sallıyor, ağzındaki siyah renk silikon topa rağmen öfkeyle bağırmaya çalışıyordu. Kadının ağzı, sürekli açık kaldığından, tükürük dolmuştu ve çırpınmaktan kolları ve gövdesi terlemişti. Arda esirine yaklaştı, bej renk saten büstiyerin üzerinden Elifin göğüslerini okşadı. Elif öfkeyle çırpındı, ancak elleri arkadan kelepçelenmişti ve dolgun göğüsleri tamamen savunmasızdılar. Arda onu çözmedikçe de kurtulamazdı; bütün kuvvetiyle zorlamasına rağmen çelik kelepçelerden kurtulamıyordu. Genç adam esirinin taşmakta olan göğüslerini saran büstiyerin üzerindeki puantiyelere bastıra bastıra parmaklarını yürüttü, Elif'in sol meme ucunu buldu ve işaret parmağıyla satenin üzerinden bastırmaya ve yavaşça vurmaya başladı. "Hoşuna gidiyor mu küçük hanım?" diye sordu parmağını memeciğin üzerinde gezdirerek "biliyordum hoşuna gideceğini, bak gördün mü? Tomurcuk oldu". Kadıncağızın meme ucu uyarılmış, sertleşmişti. Elif'in yüzü utançla kıpkırmızı oldu. Arda kadının kızaran yanağını okşayarak "yabani bir çiçeğe benziyorsun" dedi "seninle sevişmek çok tutkulu olacak". Elif öfkeyle böğürdü, ağzındaki toptan kurtulmak için deli gibi çırpınıyordu ancak silikon top ensesinden sıkıca bağlanmış kayışlar sayesinde yerinden kımıldamıyordu.




"Ben aşk dolu bir adamım" dedi Arda başparmağını ağzında iyice ıslatarak, "tutku benim için her şey". Elif karşısında dimdik erekte olmuş olan Arda'yı öfke ve dehşetle oturduğu yerden izliyordu. Nasıl bir adam onun gibi bir kadını böyle kıskıvrak tuzağa düşürebilir ve tecavüz edebilirdi? Arda'nın ıslattığı parmağı dolgun dudaklarında dolaşırken o da başını savurmaya ve boğuk çığlıklar atmaya devam etti. Elif'in dudaklarına bordo ruj çok yakışıyordu ve genç adamın da tahammülü kalmamıştı; diğer eliyle Elif'in kafasını arkadan sıkıca tutarak sabitledi. Kadıncağız kendisinden 20 yaş genç bir delikanlının önünde yarı çıplak ve tamamen savunmasız bir durumdaydı. Arda kölesinin başını iki eliyle sıkıca kavradı, yavaşça Elif'in saçlarını okşadı. Elif tekme atmak istedi ancak bacakları dizlerinden ve ayak bileklerinden ipek kurdelalarla sıkıca bağlanmıştı. Çırpındıkça göğüsleri büstiyerden fırlayacak gibi oluyordu. "Ne kadar da heyecanlısın" dedi Arda gülümseyerek "Uzun süredir sevişmiyorsun sanırım?". Kadın bedenini, iffetini korumak için çaresizce çırpınıyordu ve çırpındıkça bilekleri çok acıyordu. Tecavüze uğramaktan korkuyordu.



  En sonunda genç adam kadını kollarından kavradı, yatağın üzerinde çevirdi ve çabuk bir hareketle yüzüstü yatağa yatırdı, sağ eliyle kafasını yastığa bastırdı. Elif çaresizce, sağ yanağı siyah satene yaslanmış bir biçimde böğürdü, hıçkıra hıçkıra ağlamaya başladı. O çırpınırken Arda da bacaklarını bağlayan kurdelaları çözüyordu. Genç adam çok sert bir tokat attı kölesinin kalçasına "Domal bebeğim". Elif çırpınmaya devam etti. Ne olursa olsun teslim olmamaya kararlıydı. Arda kadının kalçalarını sertçe çimdikledi. Elif boğuk çığlıklar attı teni dağlanırken. Canı çok yandığı hâlde kendini kesinlikle Arda'ya ikram etmiyordu. Arda da çok sabırsızlanıyordu. Elif kalçalarını kaldırmıyor, kasıklarını açmıyordu. Kalktı yataktan oyuncak dolabından genişçe bir ipek eşarp aldı. Elif fırsattan istifade doğrulur gibi oldu ancak genç adam çabuk bir hamleyle kadını tekrar sırt üstü yatağa yatırdı, üstüne çıktı ve ipek eşarpla gözlerini bağladı. "Keşke bu kadar yaramazlık yapmasaydın Elifciğim" diye fısıldadı Arda, kadının gerdanını öptü, alt dudağını yaladı ve sırayla kulak memelerini emdi. Elif'in içi ürperdi, hatta ıslanıyordu galiba. Arda kalktı tekrar oyuncak dolabına gitti, uzaktan tasmaya benzeyen, kenarlarından deri kayışlar sarkan, genişçe bir çelik halka çıkarttı. Esiri ne olup bittiğini göremiyor, siyah satenin üzerinde doğrulmaya çalışıyordu. Arda kölesine arkadan yaklaşıp Elif'in göğüslerini sıkıca kavradı. Memeleri avuçlanınca kadın tekrardan ürperdi. Elleri arkasında kelepçeli olduğundan kendini savunamıyordu ve genç adama karşı düştüğü bu davetkâr durum utanç vericiydi, öte yandan Arda memelerini büyük bir şehvetle sıkı sıkı tutuyordu, ki bu da ister istemez iştah uyandırıcıydı. Arda Elif'in meme uçlarına, büstiyerin üzerinden, 1 dakika kadar yavaşça masaj yaptı, kadını iyice gevşetti. Elif çırpınmayı bırakmış, boğuk çığlıkları güçsüz iniltilere dönmüştü. O sırada Arda Elif'in ensesindeki kayışları çözdü, kadının ağzını tıkayan silikon topu çıkarıverdi. Elif ağzı boşalınca önce bir yutkundu. Sonra derin bir nefes alıp avazı çıktığınca bağırmak için ağzını açtı. Ancak Arda hiç vakit kaybetmemişti; Elif ağzını aralar aralamaz çelik halkayı kadının dişlerinin arasına yerleştirdi, doğrulttu, halkanın kenarlarına bağlı deri kayışları, kölesinin ensesine çekip, sıkıca bağladı. Elif ne olup bittiğini anlayamadan çelik halka ağzına takılmış, çığlığını bir anda kesmişti. Kadıncağız, göremese de, ağzındaki tıkacın bu kez çok daha sert olduğunu farketmişti. Ancak nasıl bir şey olduğunu, ne işe yaradığını ve birazdan başına gelecekleri anlamamıştı.



  Arda kadını doğrulttu, omuzlarından sıkıca tuttu ve bir hamlede gözlerini örten eşarpı çıkardı. Elif bir anda dimdik erekte olmuş Arda'yla burun buruna geldi. Yatağın yanı başında duran aynadan vaziyeti gördü: Arda ağzına çelik bir halka takmıştı ve halka deri kayışlarla sımsıkı başının arkasında bağlanmış, yerinden oynamıyordu. Elif'in ağzı öylece açık duruyordu, çelik silikon gibi de değildi, sertti, ısıramıyordu. Arda başparmağını Elif'in dudaklarında gezdirdi, sonra kölesinin ağzına soktu. Elif çaresizdi, elleri kelepçeliydi ve ağzı ardına kadar açıktı, savunmasızdı. Arda kölesinin ağzına ne isterse koyabilirdi. Genç adam sabretmedi, hemen soyundu, kadının kafasını sıkıca tuttu ve halkadan içeri girdi. Elif çaresizce ağzına aldı delikanlıyı, direnemedi. Boğazına kadar geldiğini hissetti, başını sallamaya, ağzından çıkartmaya çalıştı. Ancak genç adam Elif'i iki eliyle sıkıca kafasından tutmuş, hareket etmesine izin vermiyordu. Arda girebildiği kadar derine girdi, Elif'in sıcaklığını bütün hücrelerinde hissetti. Kölesinin üzerindeki egemenliğinin tam olduğuna emin oluncaya kadar böyle bekledi, sonra fısıldadı "Yüzüme bak". Elif utanç içindeydi. Yatakta oturmuş, kalkamıyor, direnemiyordu. Kelepçeli elleri artık çırpınmayı bırakmış, ağzına delikanlıyı almıştı. Arda tekrar fısıldayınca yüzü utançtan kıpkırmızı oldu "Gözlerimin içine bak Elif". Kadın gözlerini kaçırdı ancak efendisi ona haddini bildirmeye kararlıydı. Arda esirinin ağzının içinde gidip gelmeye başladı, elleriyle de kadının kulaklarını kavradı. "Haydi annecik, bak yaramazlık yaparsan kulağını çekerim" Arda gidip gelmeye devam ediyordu. Elif'in o anda direnci tamamiyle kırıldı, dolgun yanaklarından birer damla yaş süzülürken gözlerini sahibinin gözlerine dikti. Arda kölesinin yüzündeki çaresizliği görünce daha da tahrik oldu, kadının ağzında hızlanarak gidip gelmeye başladı. Elif sessizce ağlıyordu. Arda yavaşça Elif'in başını okşamaya başladı, "Ne kadar tatlı bir şey olduğunu biliyor musun küçüğüm?", iştahı iyice kabarmıştı genç adamın, "Dilini kullan, uslu bir kız ol ve dilini gezdir". Elif diliyle gider gitmez Arda zevkten ürperdi. Büyük bir istekle kadının ağzında gidip gelmeye başladı genç adam, gözlerini kölesinin gözlerinden ayırmadan. Bir yandan da elleriyle esirinin başını okşuyor, kadın ters bir hareket, bir itaatsizlik göstermesin diye ona kimin efendi olduğunu unutturmuyordu. Arda gidip geldikçe Elif'in ağzı tükürük doldu, kadının nemli sıcaklığı, itaatkâr bakışları genç adamın bütün direncini kırdı. Arda bütün enerjisini tüketircesine boşaldı.


Genç adam ayakta zor duruyordu, ancak yürüyebildi ve komodinin üzerinde duran sürahiden bir bardak su doldurdu. Kadının yanına gitti. Elif'in ensesindeki kayışları çözdü, ağzından halkayı çıkarttı. Kadıncağız halka çıkar çıkmaz öksürmeye başladı. Arda elindeki su bardağını kölesinin ağzına dayadı içsin diye. Elif yutkundu ve kana kana suyu içti. Hepsini yutmuştu. Kadın genç sahibinin gözlerine baktı yeniden. İçinden bağırmak geçiyordu ama bir işe yaramayacağını biliyordu; yatağın üstünde duran ağız topuna baktı, Arda istese ağzını tıkayabilirdi. İtaatsizliğinin bedelini az önce utanç verici bir biçimde ödemişti. Genç adam kadının yanaklarını okşadı "Şimdi barıştık mı Elif?" dedi "Bundan sonra uslu duracak mısın?" Elif öfkeden köpürecek gibiydi; yüzü kızardı. Ancak ne yapabilirdi ki? Arda'yla sevişecekti, bundan kaçışı olmadığını o da kabul etmişti artık. "Seninle arkadaş olmak istiyorum bebeğim" dedi Arda tok bir sesle, "Ancak yine de bu samimiyetimi suistimal etmeni istemem", şimdi kadının bacaklarını okşamaya başlamıştı, "Kölem olduğunu ve itaat etmen gerektiğini...", Arda tekrardan kadının göğüslerini sıkıca tuttu, "İtaat etmezsen de sana ceza vermek zorunda kalacağımı...", Elif'in saçlarını elleriyle taradı, tekrardan başını okşayarak onun üzerinde kurduğu egemenliği hissettirdi, "Bu nedenle de uslu bir kız olmanı istediğimi unutma, tamam mı?". Elif'in yüzü utançtan kıpkırmızı olmuştu. Elleri kelepçeli, yarı çıplak, çaresizce yabancı bir erkeğin yatağında esir olması yetmiyormuş gibi bir de bu küçük düşürücü sözler içinde bulunduğu durumu daha da katlanılmaz hâle getiriyordu. Arda parmaklarını ağzında ıslatıp, Elif'in dudaklarında gezdirmeye başlamıştı şimdi. "Aç ağzını" dedi parmaklarını kadının ağzına sokarken, "daha da aç", diğer eliyle de yatağın üzerindeki ağız topunu almıştı. "Em" dedi Arda. Elif, ağzında efendisinin parmakları olduğu hâlde "Lütfen..." demeye çalıştı. Genç adam ise arzu doluydu ve çok sabırsızdı. Kadının bütün itirazlarına karşın topu kölesinin ağzına tıktı, kayışlarını bağladı. Elif deli gibi başını salladı ancak silikon top yine ağzındaydı...



  Genç adam, kölesinin yanına oturdu, bacaklarını okşadı, kulak memesini yaladı, öptü, emdi. "Seninle sevişmek istiyorum Elif" diye fısıldadı. Elif ürpermişti kulak memesi dillenince. 15 dakika kadar önce ağzıyla bütün enerjisini tükettiği adamı şimdi tekrar canlandırmıştı itaatkârlığıyla. "Oğlun kaç yaşında?" diye sordu Arda, "Genç delikanlı olmuş olmalı". Elif öfkeyle böğürdü. "Oğlunun arkadaşlarıyla da sevişiyor musun böyle?" diye fısıldadı kadının büstiyerini aşağı doğru sıyırırken "Onlara birinin öğretmesi gerekir böyle şeyleri" Elif kendini parçalarcasına çırpındı, çıplak memeleri olgun birer meyve gibi sallandılar, kelepçeler bileklerini koparacak gibi oldu, yüzü öfkeden kıpkırmızıydı. Ama Arda disiplinsizliğe izin verecek biri değildi: eline bir kırbaç aldı yandaki masanın üstünden, "Şimdi biraz göğüslerinle çalışacağız" dedi. Elif genç adamın gözlerinin içine nefretle baktı ve o anda deri kırbaç çıplak memelerinde şakladı! Kadın boğuk bir çığlık kopardı. Arda bu kez daha sert bir biçimde kırbacı kadının memelerinde şaklattı. Deri kırbaç meme uçlarına denk gelince Elif'in canı çok yandı, ama çaresiz ağzındaki silikon topu ısırdı ve hüngür hüngür ağlamaya başladı. Memecikleri kıpkırmızı olmuştu. Arda "Sakin ol küçük hanım" dedi ve var gücüyle kölesini kamçılamaya devam etti. "Eğer gençlere sevişmeyi öğreteceksen kelepçelerin senin bileklerinde olmaması gerekir Elif", kırbacın saçakları tekrar kadının memeciklerini dövdü, "Genç bir erkek senden şefkatli dokunuşlar bekleyebilir. Belki de üste çıkmanı ve heyecanını gidermeni arzulayabilir. Ama yeni yetme bir delikanlının seni yatağa bağlamasına izin verirsen Elif...", genç adam arzusu gözlerinden okunuyordu, "Bu senin için çok zor bir tecrübeye yol açabilir". Arda aşkla kölesinin çıplak memelerinde kırbacını şaklattı. "Eğer senin gibi olgun bir dişiyi, böyle yarı çıplak yatağa bağlı bir vaziyette, heyecanlı bir ergenle yalnız bırakırsak..." Arda kırbacını bıraktı, ona nefret ve korkuyla bakan gözlerin içine bakarak kölesinin bej renkli ipek külodunu yavaşça sıyırıp çıkarttı. Elif artık çıplak bir kadındı ve efendisi ona karşı istekle, şehvetle dolmuştu. "Durmadan, nefes almadan sevişmek, hatta iflahın kesilene kadar sevişmek zorunda kalabilirsin" diye fısıldadı Arda dermansız kölesine doğru eğilip "Çünkü sen her ne kadar boşaltırsan boşalt, senin çıplak bedenini, ellerin bağlı ağzın tıkalıyken tamamen savunmasız kalan bu güzel memelerini kamçılayan bir erkek, tekrar tekrar arzu ve istekle dolacaktır." Genç adam kadınının bacaklarını yavaşça ama sert bir biçimde araladı ve kasıklarını kölesinin kasıklarına yasladı. Elif utanç ve öfke içerisinde bakakalmıştı Arda içine girerken. Genç adam çok istekli bir biçimde yarıyordu Elif'in kadınlığını; ve Elif'in ilk iniltisiyle birlikte kontrolünü kaybetti... Arda kadının sol bacağını omzuna alıp hunharca gidip gelmeye başladı, hızlandı. Elif genç adam gidip geldikçe daha çok inledi, ağzındaki silikon topu kuvvetlice ısırdı ve inledi. Kadın efendisine teslim oldu, bacak omuza pozisyonda inim inim Arda'yı içine aldı dakikalarca. Delikanlı kölesinin bacakları arasında doyuma ulaştı.



 

   

12 Kasım 2020 Perşembe

Andy's Women - Susan


   Susan was a black-haired woman in her 40s with 2 children. She had a well-going, peaceful family life. She was neither skinny, nor curvy, depending on the spectator, could be considered as a casual or a hot woman. And that that she was really hot: As usual, before getting out, she has done her make up in the morning. Her claret red lipstick that she applied was giving her an attractiveness suitable for her age. But this was not the main thing that makes her extremely hot that day.

   When she regained her consciusness, Susan realised that she was blindfolded. Her eyes were covered with a broad cord made of black silk. Her arms were thightly bound behind her back with a leather monoglove, with her elbows touching each other. This black leather monoglove was firmly tightened and knitted with silk straps. Leather straps attached to it, were passing over her shoulders and join together on her back in a metal ring, where a third leather strap was attached down, so in this way, the monoglove was not slipping anywhere and the captive's arms were secured strictly where they were. Susan had only a black satin top covering her breasts and a sheer brief made of black lace, buckled in both sides. Her sheer black stockings were attaced carefully to her black garter belt and her legs were tied with a pair of leather straps at her knees and ankles. She had black 5" stilettos on her feet and her hair was tied horse tail with a black velvet ribbon. That's why Susan was much hotter than ever, that day.

   When she realised that she was bound, she started to struggle. But she got that she was totally trapped, she tried to yell. But she was silenced with a 2" ball gag made of white silicon, leather straps buckled tightly on her neck. She groaned hoarsely, the silicon ball in her mouth was too big that she could barely move her hide. Andy, heared the groanings of his slave, and stormed to the bedroom. There, Susan was struggling helplessly on the bordeaux satin linens. He held the woman that he trapped by adding sleeping pills to her drink from her shoulders and kissed her neck. Susan started to struggle fiercely. She pulled to her ties, to set herself free from the leather monoglove, but this was impossible, and barely she could move her legs. The ball gag was not letting her speak. "So the Lady woke up" said Andy, sitting aside, "I was getting impatient, honestly". Susan got mad and started to cry bitterly. Andy got closer to her ear and whispered "Don't be a naughty girl now, please. I don't want to hurt you." and began to caress Susan's legs slowly. Susan  was struggling enormously so that her breasts could burst out of the satin top. Andy plunged his right hand inside the woman's brief and fingered Susan's vagina. Susan was weeping for her dignity. She couldn't resist, run away or scream for help. Andy was full of lust. He held her slave in black from her waist with both hands and made her sit on his lap "Now, behave yourself and be a good girl, or I will discipline you" he said. Susan continued to struggle. Andy said "Alright" and unbuckled Susan's brief. Susan cooled down with fear when she felt herself naked. Totally feminine, she was sitting helplessly  on the lap of a more lustful and much younger man. Suddenly Andy lay her prone to his lap and began to slap her bare buttocks harshly. "Here you have your punishment, you naughty girl". Susan continued to struggle as she groaned. She was whimpering while Andy's hard slaps coming down to naked skin. Suddenly Andy hold her, and made her stand up.

    It was quite challenging to find balance on those 5" stilettos. Arda took a chain hanging from the ceiling, and locked it together with the hook attached to the bottom of Susan's monoglove, with a padlock. Then, he untied the leather straps, holding her legs together. When her legs were released, she tried to move out, but the monoglove that she was wearing was pinned to the chain. Arda took a telescopic spreader bar with leather cuffs. He buckled the cuffs to Susan's ankles. Now Susan was unable to get her feet together. Andy opened the spreader bar wide, so Susan's legs were totally spreaded. the spreader bar was strong, and Susan's thighs were all open to her master's desires. Andy moved aside and started to rotate the gear attached to the chain. The chain was rising as the gear rotates, and together, Susan's arms were moving up as well. At some point, Susan lost the balance and bent over, her arms pulled upwards and legs spread apart. She was in a strict strappado position with her hips out. Her sex was totally accessible for violations. She couldn't escape or call for aid. Andy could have sex with her as he wished.


   Andy approached her from behind, hold her breasts which were bursting from her satin top. Then he slipped his hands slowly to her waist, caressed her hips gently. Suddenly he rammed Susan with a single move. He pulled it out slowly, and rammed again harder. Susan felt the whole man inside her. Andy moaned with pleasure and continued to do her slowly. Susan was weeping bitterly as she was getting raped violantly. She was drooling, since her mouth was kept open wide with the ball gag, and her salive was joining with her tears coming down. She couldn't move and as her violator rams her, she was trembling, her breasts were forcing the black satin. Andy took the pace, and increased the heat, beginning to slap Susan's bare hips. The helpless woman bent over gorgeously before him, had driven Andy crazy. He grasped Susan's horse tail and pulled with lust. The poor woman pulled the straps that restrain her arms and ankles in pain and anger. Andy reached to a climax and came in.

   "You are delicious, baby" said Andy, while he moved towards his toy locker. He took a riding crop, and get behing the woman again. Susan had paused struggling, she was trying to relax. She was in such an uncomfortable position. Her arms and legs got numb. She was terrified and cluelessly waiting for the man behing him. Andy began to caress Susan's hips with the leather tip of the crop. Right in that moment, when she felt the hard leather on her bare skin, Susan started again to struggle fiercely. But it was useless. Andy started to beat her slave's hips relentlessly. He was erected anew, but didnt hurry. He unlocked the chain that was holding Susan's arms up and released her from that strappado position. The woman relaxed for a while, but still her arms were bound. Andy moved before her, and take the silk blindfold off. Susan was gazing at him with hatred. Andy caressed her cheek gently and said "If your agony becomes unbearable, just bite the ball in your mouth as much as you can". Susan looked at him like a fearful deer. Andy began to whip the woman's breast with his riding crop. He was beating her tits with lust and aiming to her nipples behind the black satin. She couldn't do anything while her breasts were beaten harshly. She pulled her restraints, but her arms were quite secured in the monoglove. She moaned helplessly. She was in deep agony, so she did the only thing that she could: She bit the ball.  She was trying to move her body but she couldn't escape from getting whipped. Suddenly Andy threw the riding crop and put her arms around Susan's neck, pulled her hair. Susan bit again the silicon ball in her mouth with pain. Andy got inside her. Susan tried to close her legs together, but the spreader bar was not let her. Andy could easily contact the woman's vagina, whose legs were spread wide. He put his finger inside her bum. Susan was groaning but Andy had lost the control; he pulled again Susan's hair harshly and rammed her at full power. Under all this pain, Susan felt again that the young man came inside her.

   Andy unlocked the chain that is restraining Susan's movement and pushed her to the bed. Since her legs were fixed spread apart, she lost her balance and found herself on the satin linens. Arda jumped over, released the straps buckled over Susan's ankles and took the spreader bar off. Susan tried to close her legs while they were free but Andy held her shanks strictly. Susan began to struggle. So the young man fixed the woman's right leg on the bedwith his left hand and took her other leg to his shoulder. Susan was swearing but as she was silenced with the ball gag, all that was heard was just iligible groanings. Andy stuck his lips to her vagina and gave her a wet kiss. This first kiss is followed by other ones and he started to lick her. Susan, lost the control, and began to moan. Andy, realising that she wa aroused,  took the red vibrator beside the bed, push it inside Susan and turned it on. Susan tried to resist but useless it was. Andy said "keep quiet my love" whispering to her ears and increased the rate. Susan started to shiver. Andy got that she was totally wet, said "very well little girl, keep going" and increased the vibrator's rate to the highest level. He held it in place while she began to come. Susan, totally lost control, struggled helplessly. At that moment, while Andy tried to hold his slave still by grabbing her by her arms, hair or legs, suddenly Susan's right tit burst out the satin top. "Naughty girl!" said Andy, while taking the vibrator out of her, "Why don't you behave yourself?", slipped the top a little more leaving her both tits totally naked and grabbed them tight. "Don't you know that you are bearing two fire balls under your neck?". The young man was full of pleasure again and realised that he was losing the control. He took the silk cord and blindfolded his captive again. Then he took a thin chain which has nipple clamps on both ends. He grabbed again Susan's plumpy tits and rubbed her nipples with his thumbs. The woman, who has just lost control with the orgasm, got aroused again. Andy, didn't waste his time and clamped his slave's nipples. Susan, moaning half-faded, suddenly felt the cold metal pinching her sensitive nipples. Her muffled screams were exciting. She was hurt. Andy said "Young lady, if you don't behave and cover your breasts, it is my duty to buckle and redress them". Susan struggled with pain but the monoglove was strong enough to keep her helpless. The very woman who reached the orgasm a few minutes ago, was still totally trapped with leather straps and her mouth was gagged, and now her nipples were clamped as well. Andy kissed and sucked her earlobe, and licked inside. He pulled gently the nipple clamps. Clamps pinched more when their chain was pulled, so the woman jumped with agony. Andy, totally drunk with the pleasure, could not keep her on his lap. Susan, hastily jumped from the bed, tried to escape, but she was blindfolded, couldn't see her way, her arms were bound so she couldn't move freely and her heels were too high to run. She moved to the door, and tried to scream while she was silenced with the ballgag. Andy was so satisfied with the agony that he gave to his slave, hardly could stand up, grabbed her from her garter's cord. When Susan struggled to escape, the stocking is unbuckled, and she was set free. The woman made it through the corridor, blindfolded and bound, she started to rush with high heels. Thus Andy grabbed the chain hanging from Susan's nipples. When the metal clamps pinched her nipples more, Susan stopped with the agony. Her nipples were hurting too much and the pain became unbearable. She held still. Now she was crying helplessly and her tears were running under her black silk blindfold and joining with her saliva around her ballgagged mouth. Her mascara had smudged as she wept. That look turned Andy on again, "You are such a naughty girl Susan, here you will learn discipline!" he whispered. He brought her back to the dungeon-room by pulling her nipple clamps' chain and locked the door. Andy desired to spank her hard
so she would learn to behave before her master. He took a leather covered spanking paddle and smashed Susan's bare hips. Spank! Susan turned mad again with agony but Andy easily steered her thanks to her nipple clamps, "Hold still young lady!". Susan stood still on her 5" stilettos. Andy was full of lust and kept spanking his woman's hips. Susan was at her limit; She had been whipped, spanked, raped and tortured for more than an hour but his captor was warming up more while she was getting exhausted. Andy pulled his slave by her hair to the bed again. He kept her on prone, spreaded her legs wide, put his body between them. Susan felt him again inside her. Andy was overjoyed. The woman was weeping continuously. Andy realised that he would cum easily, so he drew himself back, took a deep breathe. He took again the paddle and spanked his slave's hips again. Then suddenly he turned Susan to supine position and spread her legs apart. Andy started to lick her vagina. He kissed, sucked and licked Susan's vagina until she got totally wet. Then he held her shanks strong, took his captive's legs on his shoulders and got in again. Susan, totally resigned and defeated, waited for him to cum. At that moment Andy pulled her hair with one hand while pulling her nipple clamps' chain with the other. Susan has almost feinted because of the pain but his master had already come.

Susan was weeping silently and her nipples were dopey. Andy was still on her and had merely passed out. He leaned on Susan's ear and whispered "If you promise me that you'll keep quiet, I'll untie you. Do yo promise me little lady?". Susan shook her headed. Andy released the buckled leather straps on her neck and took the pearl white ball gag off. Then he took the silk blindfold off. He made the woman sit on his lap and buckled her stockings to her garter belt again. She was still strictly tied thanks to the leather monoglove that covers her arms. Andy took the velvet ribbon off and released her deep dark hair free. Susan had been tortured and raped since she woke up and her hair was totally uncombed now. She was moaning with pain as Andy pulled her nipple clamps occasionally and this wwas turning him on again. Susan felt that his captor got hard again! "It struck again!" he said cheerfully, "Come on, one more time!". Susan gazed with begging eyes, and could only say "Please...". Andy put his index finger to her lips "Hussshh... You must obey" he whispered, "And also you should call me 'master'!" Susan started to weep again. "Now, be a good girl and serve your master, you little kitty" he said, "I want you to lick me like a little kitty". Susan couldn't believe to her ears! She was over 40 years old and was sitting on the lap of a young man half that old, in such an obsene outfit. She was totally helpless, under severe bondage, so she obeyed. The woman put her lips to his master's body and started to lick. Andy hold her head steadily and caressed her hair gently. Susan continued by sucking his nipples. Andy got totally hard now, "Oh Susan... I hope your children won't witness what you are doing now..." whispered full of pleasure, "That's really inappropriate for a mother... Delicious..." Susan's face turned red with shame, thought of her kids. Their mother, totally enslaved, was in black satins and sheer stockings, most sexy, clover clamps on her nipples and her arms tied with a leather monoglove, so strict that her elbows touching, she was trying to please this young man, her master. She went down and her lips found his master's penis. Andy felt warmth of his slave's mouth. A humid warmth, a mother's warmth. Susan continued to suck him with her tongue. Andy relaxed, but he asked for more pleasure: he took the nipple clamps off. The pain struck Susan when all the blood flowed back to her dopey nipples, but her master kept her still by holding her head firmly, so she could continue to serve him. The woman took it all, deep in her throat. Andy started to caress her hair, her cheeks. Susan was sucking continuously to put an end to her agony, she was sucking all of it. Enslaved, punished, raped and totally defeated, she sucked her master and Andy came into the submissive woman's mouth... 

17 Ocak 2020 Cuma

Seks Kölesinin Günlüğü: 5 - İtaat

   Sevgili günlük,



   Ertesi sabah gayet ıslak bir biçimde uyandım; sağ eli bacaklarımın arasındaydı ve parmakları kadınlığımı uyarmıştı. Yavaş ama kuvvetli bir biçimde beni okşuyordu. Kendimi kaçırmaya çalıştım ama ellerim yatağımın köşelerine kelepçelenmişlerdi ve ayak bileklerimden de deri kayışlarla bağlanmıştım, bacaklarım ardına kadar açıktı. Yavaşça klitorisime masaj yapmaya devam etti. İtiraz etmek için ağzımı açtığım anda istemsizce inledim. Çok utanç vericiydi ama haz doluydum. Çaresizce alt dudağımı ısırdım inlememek için. Çırpınamıyordum; yatağa bağlıydım ve dokunuşları beni gevşetiyordu. Üzerimdeki saten gecelik karnıma kadar sıyrılmıştı. Parmaklarını iyice içeri soktu, sertleşen klitorisime kuvvetlice bastırdı. Çığlık atmak isityordum, ancak ağzımı açamıyordum hazdan. Durmadan okşuyordu beni, kadınlığımı. Ellerim titremeye başladı, bileklerimi saran çelik kelepçelerin şıngırtısı arttı. Okşamaya devam etti beni. Daha sert, daha seri okşadı. Ayak bileklerimi saran deri kayışlara, ellerimi kesen kelepçelere asıldım ve inim inim inledim. Boştaki eliyle ağzımı kapattı. Sımsıkı bağlıydım, ağzımı da, eliyle çenemden bastırarak kapamıştı. Okşamaya devam ediyordu, bense ter içinde, inim inim inliyordum. Parmakları bacaklarımın arasında oluşan ıslak tepeciği kuvvetlice ovalarken direncim kırıldı. Onun ellerinde çaresizce boşaldım.



   Yataktan kalktı, kelepçelerimi çözdü. Ayak bileklerime bağladığı deri kayışları çıkardı. Sonunda bacaklarımı kapatabilmiştim. "Haydi kalk, yıkan" dedi, "Unutma bugünden sonra cici kız olacaksın, uslu kız". Resmen benim üzerimde egemenliğini ilan ediyordu! Gerçekten çok küçük düşürücüydü. Hızlıca bir duş alıp çıktım, odama geçtim. Hâlâ yatakta oturuyordu ve elinde dantelli ipekten bej renk bir çamaşır takımı vardı. "Yaklaş" dedi parmağıyla işaret ederek. Ne yapmaya çalıştığını ilk başta anlamadım, sonra üzerimdeki havluyu sertçe çekip savurdu. Elindeki külodu ayak bileklerimden geçirip giydirdi ve kalçalarıma sert bir  tokat attı. İnledim. "Şşş... Uslu dur" dedi. İpek sıkıydı ve kasıklarımı biraz rahatsız ediyordu. Derken aynı renk bir jartiyer ve sutyen giydirdi. Sonra sertçe kolumdan çekip beni kucağına oturttu. Bir çift ten rengi ince çorap çıkarttı. Sırayla ayaklarımdan geçirip, yavaşça bacaklarımı okşaya okşaya yukarı çekti ve jartiyerime kopçaladı. Gerçekten çok erotik bir andı. Bir yandan da çok utanmıştım. Hiç ses çıkaramamıştım. Sonra aniden kalçamı çimdikledi ve birden sıçradım kucağında, "Haydi kalk giyin" diye buyurdu. Dün gece beni yatağa kelepçelemeden önce gösterdiği kıyafetleri görünce hatırladım: o eteğin altında jartiyerle işe gitmemi beklemiyordu herhalde! Tereddüt edince cezası gecikmedi, bu kez çok daha sert bir tokat indi kalçama. "Ayy!" diye küçük bir çığlık attım. Gözlerim dolmuştu. "Bu eteği giyemem, herkese rezil olurum" dedim utanç içinde. "Efendim" dedi. Bir anlam veremedim, "Anlayamadım?" dedim. Üzerine basa basa "Artık bugünden itibaren bana 'Efendim' diye hitap edeceksin" dedi, "Her cümleni 'Efendim' diye tamamlayacak, emirlerime mutlak itaat edecek ve uslu bir kız olacaksın. Eğer itaat etmezsen..." şimdi parmakları tekrar bacaklarımın arasındaydı, "doğruca zindana gidersin". Filistin askısı, deli gömleği, ağız topu ve üzerimde kullandığı, kullanmadığı diğer oyuncaklar geldi aklıma! Ona "Efendim" dememek için bir şey söylemeden şifoniyere yöneldim. "Anlaşıldı mı?" diye sordu. Ona dönüp, başımla ürkekçe onayladım. "Sana bir şey sordum Özlem, anlaşıldı mı?" diye tekrar etti. Adi adam beni küçük düşürmekten zevk alıyordu. "Evet efendim" dedim sessizce. Utançtan yerin dibine girdim! Sonra da çaresizce gri mini eteği ve beyaz gömleği giydim. Üstüme pardösümü alıp, evden çıktım.



   Oysa ki asıl utanç şimdi başlıyordu: Ofise girene kadar sorun olmamıştı ancak pardösümü çıkartınca bütün gözler bana döndü. İlk kez mini etekle gelmiyordum ama bu seferki birkaç parmak daha kısaydı sanırım. Jartiyer giydiğim belli oluyor muydu acaba? Diğer kızlar yanıma gelip "Bugün pek şıksın Özlem", "Ne bu güzellik şekerim?" diye samimiyetsizce iltifatlar ettiler. Oysa ki gözlerinden okunuyordu içlerinden neler dedikleri, nasıl ayıpladıkları. Kendilerinin ne mal olduğu belli, ancak biraz açık giyindim diye bana pornocu muamelesi yapıyorlardı. Kaltaklar. Yine de erkeklerin gözleri üzerimdeydi, bakmadan bile farkedebiliyordum. Frikik vermemek için masamdan hiç kalkmamaya çalıştım. Yalnız öğle molasından dönüşte bir ara masamın önüne düşmüş bir kalemi almak için gayriihtiyari çömelince rezil oldum: başımı kaldırdığımda bütün erkeklerin ağızlarından salyaları akıyordu. Utançtan kıpkırmızı oldum! Keşke şimdi zindanda olsaydım da şu sahneyi yaşamasaydım. Gerçekten  kamçılanmayı yeğlerdim. Herkesin beni gözleriyle soyduğunu hissedebiliyordum. İçinde bulunduğum durumun ne kadar çaresiz olduğunu bilmiyorlardı tabii. Gerçi bilselerdi de bana yardımcı olmak şöyle dursun, bu durumdan faydalanmayı, bedenimle arzularını doyurmayı isterlerdi. Frikik vermemeye ve benimle ilgili vahşice fanteziler kuran erkeklerle göz göze gelmemeye çalışarak günü bitirdim bir biçimde. İmkanları olsa, eminim o gün bir saniye bile kucaktan inmezdim. Bu, geceleri oyuncağı olduğum fantezilerden çok daha utanç vericiydi.



   Pardösümü giyip işten çıktım. En yakın durağa doğru biraz yürümüştüm ki karşıma çıktı! Gülümsüyordu yine; üzerimde kurduğu egemenliği hissettiren bir gülümsemeydi bu. Elinde bir tasma vardı! "Benimle gel" diye buyurdu gözlerimin içine bakarak. Çaresiz "Peki efendim" deyiverdim. Elimden tuttuğu gibi beni yakınlardaki bir Über aracına soktu. Şoförle aramızdaki perde kapalıydı. "Günün nasıl geçti?" diye sordu tasmayı boynuma geçirirken. Uysal bir biçimde boynumu uzatıp yanıt verdim. "Teşekkür ederim efendim". Sonra cebinden araba anahtarlığı gibi bir şey çıkarttı ve düğmelerine basmaya başladı. O anda birden irkildim; külodum titremeye ve beni uyarmaya başlamıştı! Gözlerimi gözlerine diktim, "Ne yapıyorsun!?" dedim. O ise yalnızca düğmelere basmaya devam etti ve bacaklarımın arasındaki titreşimler hızlandı, "Ne dedin sen Özlem?". Sabah bana giydirdiği külot vibratörlüydü! Titreşimler kasıklarımı ele geçirmişlerdi, kontrol ellerindeydi. Ağzımı açtığım anda bir inilti çıktı. Çok utanç vericiydi. Külodu çıkartmak için bir hamle yaptım; ancak jartiyerin kopçalarını çözmeden bu mümkün değildi; titreşimler arttıkça ellerim de titremeye başlamışardı. Elimi ağzımla kapayıp sessizce inlemeye devam ettim. Boştaki eliyle bacaklarımı okşayarak "İyi misin Özlem?" diye sordu. Bense çığlık çığlığa boşalmamak için kendimi zor tutuyordum."Dur sana yardım edeyim" dedi ve bacaklarımı okşayan eliyle gömleğimin ilk birkaç düğmesini çözdü. Sutyenimin askılarını kenara doğru sıyırdı ve göğüslerimi açtı. Ağzında ıslattığı parmaklarıyla sertçe meme uçlarıma bastırmaya başladı. Bedenimi ele geçiren titreşimler yüzünden zaten dimdik olan meme uçlarım ıslak parmaklarının sert dokunuşlarıyla daha da uyarılmışlardı. Eteğimi sıyırıp, jartiyerimin kopçalarını çözmeye çalıştım. O anda titreşimlerin şiddeti katlandı. Öyle ki gözlerim karardı, elim ayağım boşaldı. Dudağımı ısırıp inlemeye başladım. İşte o an keşke ağzım tıkalı olsaydı. İstemsizce bir çığlık kopardım. Bu çığlığı çok daha uzun ve utanç verici bir çığlık takip edecekti ki elini memelerimden kaldırıp ağzımı sıkıca kapadı. O gün bir kez daha kollarında, utanç verici bir biçimde boşalmıştım.



Yüzüm utançtan kıpkırmızı olmuş hâlde araçtan indim. Uyuşmuş kasıklarıma ve ayaklarımdaki yüksek topuklulara karşın güçlükle dengemi bulabildim. Koluma girdi. Apartmana girdik. Öyle kendimden geçmiştim ki eteğim sıyrılmış mıydı, ona bile dikkat edememiştim. Belki de bütün mahalleye o an rezil olmuştum. Eve girip salona geçtik. Hemen bir koltuğa yığılmak istiyordum. Ancak ışık yanınca benim için hazırlanmış yeni bir zindanla karşılaştım: salonumun ortasında ahşap bir boyunduruk kurulmuştu! İki kalın ayağın üzerinde yalnızca boynumun ve bileklerimin sığabileceği 3 adet deliği bulunan bir boyunduruk. Her yerim ağrıyordu, ancak cılız bir “Lütfen...” çıktı ağzımdan, “Lütfen efendim”. “Şşş...” yaptı işaret parmağını dudaklarıma götürüp, “Korkma, geçti. Evindesin artık. Ben yanındayım”. Başparmağını dudaklarımda gezdirdi, ağzıma soktu, sonra diğer parmakları da girdi ağzımdan içeri. Diğer eliyle de cebinden bir ağız topu çıkarttı. Ağzımda parmakları varken itiraz etmeye çalıştım ama anlamsız mırıltılar çıktı. “Şşş... Uslu dur. Her şey yolunda” diye fısıldadı kırmızı silikon topu ağzıma nazikçe, ama zorlayarak yerleştirirken, “Gözlerimin içine bak Özlem”. Kayışları ensemde sıkıca bağladı, Top azı dişlerime oturdu.Yanaklarımı okşadı, parmaklarını saçlarımda gezdirdi, sonra saçlarımı koklayıp “Çok güzelsin” dedi. Boyunduruğun üst payandasını kaldırdı, sol bileğimi sol deliğe koydu Arkama geçti, önce belimden kavradı, sonra kalçalarıma dayanıp sağ bileğimi de sağ deliğe koydu. Basiretim bağlanmış gibiydi, itiraz edemiyordum. Ellerini belime sarıp yavaşça yukarı kaydırdı ve sırtımdan beni bastırarak en nihayetinde boynumu da boyunduruğun orta deliğine yasladı. Payanda indi. Sağ ve sol taraflardan asma kilitler kilitlendi. Ellerini eteğimin altına daldırdı ve beni okşamaya başladı. Sonra o eller yavaşça basenlerimi ve baldırlarımı okşayarak ayak bileklerime kadar indiler ve tanıdık bir hisle karşılaştım: ayak bileklerimi kayışlarla bağladı. Bacaklarım tekrar ardına kadar açılmıştı. Sonra bir anda boyunduğu, bağlı olduğu ayakların kızakları üzerinde aşağı indirmeye başladı. Boyundurukla birlikte tabii boynum ve bileklerim de inmeye başladı ve bacaklarımı kapayamadığım için çömelemedim: beni eğilmeye zorlamıştı ve neredeyse iki büklüm olmuştum. Kalçalarım son derece davetkâr bir biçimde dışarı çıkmıştı. Hiç hâlim kalmadığı hâlde doğrulmaya, boyunduruktan kurtulmaya çalıştım. Çok sağlamdı. Bana ne yaparsa yapsın, kabul etmekten ve katlanmaktan başka çarem yoktu. Arkamdaki genç adam bedenime bütünüyle egemendi.



Elleriyle eteğimi kaldırdı tekrar ve kalçalarımı nazikçe okşamaya başladı. İstese hemen külodumu indirip içime girebilirdi, ama o sakince beni okşuyordu. Birden sert bir tokat attı sağ lobuma. İnledim. “Beni seviyor musun Özlem” diye sordu ve okşamaya devam etti. Utanmıştım, ona “evet” diyemezdim, ama “hayır” dersem de başıma ne geleceğini bilmiyordum. Derken bir tokat daha indi popoma. Bu seferki daha sertti ve galiba iz bırakacak gibiydi. Ağzımdaki topu sıkı sıkı ısırmaya devam ettim. Kalçalarıma yaslandı ve sırtıma doğru eğildi, kollarıyla beni sardı ve tekrar gömleğimin düğmelerini çözdü, göğüslerimi sıkıca avuçladı. Kasıkları kasıklarıma değiyordu ve sımsıkıydı, hissedebiliyordum. Tekrar doğruldu ve bir tokat daha attı “Beni seviyor musun Özlem?” diye tekrar sordu popomu okşamaya devam ederek. Ağzım tıkalı “Hı hı” diye başımı salladım. “Göreceğiz” dedi. Arkamda ne olup bittiğini göremiyordum ama eteğimi kıvırıp, ters düz ettiğini hissettim. Ve sonra... O metal kalpçikler kakılmış şaplağı tanıdım! Kudurmuş gibi beni şaplaklamaya başladı. Bir sağa bir sola var gücüyle vuruyordu. Canımı çok yakıyordu! Hüngür hüngür ağlamaya başladım. Boğuk boğuk inledim. Var gücümle boyunduruğu sarstım, ayak bileklerimi saran kayışlara asıldım, ama yine de şaplaklanmaktan kurtulamadım. Silikon topu hınçla ısırdım acımı bastırmak için. “Sevişmek ister misin Özlem?” diye sordu bana. Ağzımda top, böğürdüm. “Ben de çok istiyorum” dedi, “Ama hazır olduğundan emin olmalıyım”. Çabuk bir hamleyle külodumu indirdi. Kollarım ve boynumdan boyunduruğa bağlı olduğumdan iki büklüm duruyordum ve bacaklarım da ardına kadar açık durduğu için cinsel temaslara karşı tamamen savunmasızdım; bana arkadan yaklaşıp istediğini zorlanmadan, pozisyonunu bozmadan alabilirdi. Kadınlığım tamamen ona sunulmuştu. Birden bacak aramda sert deriyi hissettim. Şaplağın sapını sürtmeye başlamıştı ve canım yansa da uyarılmıştım. Bir eliyle belimden kavrayıp daha sert ve daha hızlı bir biçimde sürtmeye başladı. Bacaklarımı kapamaya çalıştım ancak deri kayışlar izin vermiyordu. “Sevişmek istediğinde söyle bebeğim” dedi. Bir yandan çok utanıyordum, öte yandan tekrar içim ısınmıştı. Bedenimi teslim alsın, içime girsin istiyordum. Tekrar sorunca dayanamadım “Eeed” dedim. Çok uyarılmıştım. “Anlamadım Özlem?” dedi ve bunu bir çimdik takip etti. Boğuk bir çığlık attım önce, sonra “Eeed eendib” dedim. Ağzımdaki top yüzünden anlamsız sesler çıkartıyordum, küçük düşürücüydü. Bir zevk oyuncağından farkım yoktu. Sertçe saçımı çekince istemsizce başımı geriye attım. Çok canım yanmıştı. Hemen ardından arkadan kasıklarıma abandı; işte yine içimdeydi. Kazık gibiydi. İçime içime çakıyordu kendini. Popomu tokatlamaya başladı tekrar. Bir yandan girip çıkıyor, bir yandan da şaplaklıyordu beni. Hem zevkten hem de acıdan boğuk çığlıklar attım, silikon topu ısırdım ve böğürdüm. Gözlerimden yaşlar geliyordu ki o da kontrolü kaybetti. Zevkten elleri boşalmıştı; artık beni tokatlayamıyor, saçımı çekemiyordu. Önce omuzlarımdan kavradı, sonra da sırtıma, belime kaydırdı ellerini. Gücü kalmamıştı ve benim iki büklüm bedenimden destek almak zorunda kalmıştı. Son bir kez var gücüyle hızlandı ve kasıklarıma abandı, hızını arttırdı. Ve bir patlama oldu. Gözlerim karardı. Benim de elim ayağım çözüldü sahibim bütün enerjisini tüketerek boşalırken.

5 Temmuz 2018 Perşembe

Arda'nın Kadınları - Sevim

   Giriş katındaki dairenin salonunu örten perdeler kapalıydı ve içeriye neredeyse hiç ışık girmiyordu. Hava da kararmaya yakındı. Sokaktan geçenlerin veya apartmandakilerin içeride ne olup bittiğinden haberi yoktu. Ya da olacaklardan. Sarışın kadın salonun ortasında, bir bar taburesinin üzerinde deli gibi çırpınıyor, boğuk çığlıklar atıyordu. Sevim kırklarının ortalarında, dolgun vücutlu bir kadındı. Karşısında duran Arda ise yirmilerindeydi henüz. Genç adam, ev sahibesi onu ziyaret ettiği bir sırada bu fırsatı kaçırmak istememiş, kadını esir almış ve arzularını doyurmak için hazırlamıştı. Sevim her zaman şık bir kadın olmuştu ve Arda'nın taburesi üzerinde de bu şıklığı devam ediyordu. İri göğüsleri kırmızı saten korsenin içerisinden taşıyordu. Korsenin kenarlarındaki siyah danteller kadının meme uçlarının biraz üstünü örtüyordu. Sevim dudaklarına korsesiyle uyumlu kıpkırmızı bir ruj sürmüştü evden çıkmadan önce başına geleceklerden habersiz bir şekilde. Altın sarısı saçları da siyah ipekten bir kurdelayla bağlanmış ve bir saç filesi yardımıyla toplanmıştı ve bu şık tokanın kenarına da kırmızı güller tutturulmuştu. Kadının belini saran siyah dantelden jartiyerin kordonlarına incecik siyah çoraplar kopçalanmıştı ve ayaklarında da yüksek topuklu rugan ayakkabılar vardı.

   Arda esirine yaklaştı. Kadın daha çok çırpınmaya başladı; kolları siyah renk deri bir kılıfın içerisine hapsolmuş, arkadan sımsıkı bağlıydılar ve bu kılıfın dirsek hizasından çıkan deri kayışlar da boynundaki deri tasmaya tutturulmuşlardı. Ayak bileklerinden de tabureye kelepçelenmişti. Arda onu çözmedikçe Sevim'in kurtulması söz konusu değildi. Sevim boğuk çığlıklar atmaya devam etti Arda ona doğru yaklaştıkça. Kadının ağzında siyah renkli silikon bir top vardı ve topun kenarlarından çıkan kayışlar ensesinde ve çenesinin altında kopçalanmıştı. kadın çaresizce inliyordu. Genç adam esirine yaklaştı ve yavaşça Sevim'in bacaklarını okşadı, "Şşş... Uslu dur küçük kız" diye fısıldadı. Sonra kadının sol memesini tuttu, kırmızı satenin üzerinde parmaklarını gezdirerek Sevim'in meme ucunu buldu ve hafifçe sıktı. Kadın küfürler savuruyordu ancak ağzındaki silikon top yüzünden hiçbir şey anlaşılmıyordu ve sesi de boğuk çıkıyordu. Arda başparmağıyla topu kadının ağzına doğru biraz daha ittirdi ve esirinin yanağını okşadı. Heyecandan elleri titriyordu. Sevim bütün kadınlığıyla karşısında duruyordu ve deri kayışlarla sımsıkı bağlıydı. Ona istediği her şeyi yapabilir, onu istediği gibi terbiye edebilir, onunla istediği gibi sevişebilirdi. Esirinin bacaklarını araladı, dizlerini ve baldırlarını okşayarak aşağı indi ve kadının bileklerindeki kelepçeleri çıkarttı. "Kalk ayağa sevgilim!" Sevim kurtulan ayaklarıyla Arda'ya doğru tekmeler savurmaya başladı.

   Arda bir iki adım geriye çekildi, sakince kemerini çıkarttı ve var gücüyle Sevim'in göğüslerine savurdu, ŞAK! Kadın deri kemer memelerinde şaklayınca boğuk bir çığlık kopardı ve çırpınmayı kesti. Korkmuştu. Arda tekrar Sevim'in yanağını okşadı, "Bu ilk mi olacak?" diye sordu, "İlk kez mi erkeğin seni terbiye edecek?". Sevim'in gözleri korku ve şaşkınlıktan fal taşı gibi açıldı, ağzındaki silikon topun izin verdiği ölçüde itiraz etti. Arda tok bir sesle "Ben de öyle tahmin etmiştim; bu ilk dersimiz yaklaşık 4 saat sürecek" dedi, "Eğer başını eğer ve bana itaat edersen canın çok yanmaz, şimdi in o tabureden ve diz çök!". Sevim daha çok çırpınmaya başladı, avazı çıktığı kadar bağırmak istiyordu, ancak ağzındaki top onu susturuyordu. Arda kenardaki masadan deri kaplı şaplağını aldı ve kadının arkasına geçti. Sevim de çırpınarak arkasını dönmeye çalışırken genç adam birden kadının altındaki tabureyi çekti. Dengesini kaybeden kadın düşmemek için ayakkabılarının burnuyla yerden destek almaya çalıştı. Arda kadını tasmasından çekiştirdi. Yüz yüze geldiler. Sevim karşısındaki delikanlının yüzündeki arzuyu gördü. Genç adamın heyecandan her yeri titriyordu artık. Parmaklarını kölesinin külodundan içeri daldırdı. Kadın tekrar boğuk bir çığlık kopartınca boşalmamak için kendini zor tuttu. Siyah satenin içinde parmaklarını biraz daha gezdirdi Arda, sonra yavaşça orta parmağıyla Sevim'in kadınlığını okşamaya başladı. "Şu andan itibaren bana itaat edeceksin küçük kız" diye fısıldadı kulağına, "Başını eğ ve bacaklarını aç şimdi". Rugan topukluların üzerinde dimdik durmaya devam etti kadın, kolları arkasında bağlanmıştı ve korsesinden taşmakta olan göğüsleri tamamen savunmasızdı, hassas meme uçlarıyla efendisi arasındaki tek şey kırmızı satendi. Arda tabureye oturdu, "Pekâlâ" dedi, sol eliyle kölesini tasmasından çekip kasıklarına doğru eğdi ve sağ eliyle de şaplağı kadının kalçalarına var gücüyle vurdu. Sevim acıdan sıçradı. İnlemeye başlayınca kadın, Arda "topu ısır küçüğüm" dedi ve kadınını şaplaklamaya devam etti. Şaplak kalçalarına indikçe Sevim boğuk çığlıklar atıyordu ve bu Arda'yı daha da tahrik ediyordu. Kadın yaşadığı ıstıraptan sıkı sıkı silikon topu ısırmış, çaresizce şaplaklanıyordu. Genç adam esirinin sessizce ağlamaya başladığını görünce iyice kontrolünü kaybetti; tabureden kalktı ve kadını hemen yandaki kanapeye yüzü koyun yatırdı, bacaklarının arasına gövdesiyle girip bütün kuvvetiyle seri bir şekilde kölesini şaplaklamaya başladı. Sevim şaplaklandıkça inim inim inliyor, ağlıyor ve çırpınıyordu. Arda daha fazla kendini tutamayacağını anlayınca cebinden bir kelepçe çıkarttı, kendi sağ bileğiyle Sevim'in sol ayak bileğini kelepçeledi. Kalçaları deri şaplakla dövülmekten kıpkırmızı olan kadıncağız ne olduğunu anlayamadan genç adam onu sırtüstü çevirdi. Arda heyecandan titriyor, kesik kesik nefes alıyordu. Sol eliyle kadının altındaki siyah saten tangayı sıyırdı, sağ elini de kadının sol omzuna götürdü. Sevim'in, efendisinin sağ bileğine kelepçelenmiş olan, sol ayağı omuz hizasına kadar kalkınca kadının kasıkları ardına kadar Arda'nın arzularına açılmış oldu. Genç adam kölesinin içine girdi. Sevim sımsıkı bağlı, ağzı tıkalı bacakları da ardına kadar açılmış bir şekilde sahibini içine aldı. Sertti, ama canı çok yanmadı. Zaten Arda da heyecandan hemen boşalıverdi kölesinin içine.

   Arda sağ bileği ile Sevim'in sol ayak bileğini kenetleyen kelepçeyi çözüp çıkarttı ve ayağa kalktı. Ardından kölesini de tasmasından çekip ayağa kaldırdı, kadının külodunu kalçalarına geri çekti, "Bacaklarını arala ve başını eğ!" diye buyurdu. Sevim'in direnci kırılmıştı, itaat etti; yüksek topukluların üzerinde dengede durması zorlaştığından bacaklarını çok açamadı ve ancak boynundaki kalın tasmanın izin verdiği kadar başını eğebildi. Arda iki eliyle saten korsenin üzerinden Sevim'in memelerini avuçladı ve sıkıca tuttu. Gerçekten de iri ve olgun memeleri vardı kadının. "Burada bekle" dedi Arda ve içeri gitti. Döndüğünde elinde içi bal dolu bir cam kavanoz vardı. Masanın üzerinden siyah renkli deriden bir göz bandı ve bir kırbaç alıp kadının karşısına geçti tekrar. Çaresiz kadın korkmuştu. Genç adam deri bandı kölesinin başına geçirdi. Sevim sessizce ağlamaya başladı tekrar. Kalçaları hâlâ yanıyordu. Ağladıkça rimelleri gözlerini örten bandın altından akmaya başladı. Çok tahrik edici bir görüntüydü bu. Ağzını tıkayan topa rağmen bir şeyler söylemeye çalışıyordu ancak anlaşılmıyordu. "Şşş" dedi Arda, "Uslu bir kız ol ve itaat et", sonra iki eliyle kadının korsesine asıldı ve tek hamlede aşağı sıyırdı. Sevim'in serbest kalan memeleri bir anda fırladı. Arda kölesinin memelerini avuçladı tekrar, çok haz verici bir duyguydu bu onun için; esir aldığı kadının kolları arkasında deri kayışlarla sımsıkı bağlanmıştı, çıplak memeleri tamamen savunmasızdı. Arda kavanozu açtı ve kadının meme uçlarına ve çevresine bolca bal döktü. Sevim ne olduğunu tam anlayamadan sağ memesine iştahla yapışan Arda'nın ağzını hissetti. Genç adam dakikalarca kölesinin memelerini bu şekilde emdi, öptü, yaladı. Ara ara kavanozdan biraz daha bal döküyor, daha sürdüğü bal aşağı akmadan kadının meme uçlarına yapışıyordu. Arda en sonunda başını kadının göğüslerinden kaldırabildi; Sevim'in meme uçları iri birer fındık büyüklüğüne gelmişlerdi ve çok serttiler. Genç adam parmaklarıyla biraz sıkıştırdı, kadının iniltilerinden yeterli hassasiyete eriştikleri kanaatine vardı. Eline kırbacını aldı ve "Başlıyoruz tatlı şey" dedi ŞAK! Kırbaç Sevim'in tam sağ meme ucunda şakladı. Kadın acıdan sıçradı, kaçışmaya çalıştı. Arda hemen tasmasından tuttu kölesini. Bir darbe de sol meme ucuna indi. Genç adam elindeki kırbaçla seri bir şekilde kadınının iki meme ucunu da tam isabetle dövmeye başladı. "Sen ne tatlı bir şeymişsin küçüğüm" dedi arzu dolu bir sesle fısıldayarak, "Bu memecikler neden bu zamana kadar hiç kamçılanmadı?" Arda tekrar istekle dolmuştu, Kırbaçlamaya ara vererek masasının üzerinden kırmızı renkli büyük bir vibratör aldı. Sevim o sırada kaçışmak için hamle yapmıştı ancak gözleri bağlıydı ve o topuklularla koşması imkansızdı. Arda kadının  jartiyerinin kopçalarını çözdü, saten külodu sıyırdı ve kadının ayak bileklerine kadar indirdi. Sevim yine tecavüze uğrayacağından emindi, Arda'yı kızdırmamak için bacaklarını araladı tekrar. Arda ise kadını kanepeye ittirdi. Dengesi bozulan köle sırtüstü kanepede buldu kendini. "Bacaklarını aç sevgilim" diye buyurdu Arda, "Kadınlığını terbiye etmem gerekiyor". Sevim efendisine itaat etti, bacaklarını ardına kadar açtı, bütün kadınlığıyla genç adama teslim olmaya hazırdı. Ancak sert plastik vajinasının dudaklarını zorlayınca tekrar çırpınmaya başladı. Arda diğer elindeki kırbaçla kadının bacaklarını ve kalçalarını dövdü sertçe. Eğer ağzındaki silikon top tarafından susturulmuş olmasaydı, Sevim attığı çığlıklarla bütün sokağı ayağa kaldırabilirdi kuşkusuz vibratörü içine alırken. Genç adam vibratörü çalıştırdı ve yavaşça kölesinin meme uçlarını ovalamaya başladı. Kadın iyice ıslanmıştı, inim inim inliyordu. Arda vibratörün hızını arttırıp biraz daha derine sokunca, kölesinin uysal iniltileri tekrar coşkulu ama boğuk çığlıklara dönüştü. Sevim deli gibi çırpınıyordu, öyle ki saçlarını bağlayan kurdela çözüldü, altın sarısı saçları fileden kurtuldular. Efendisi ipek kurdelayı bir hamlede çekip çıkardı ve saçlarını iyice açtı. Sevim iyice coşmuştu artık; yalnızca birkaç saat önce gerçek bir hanımefendi olarak girdiği bu evde vahşi bir dişiye dönüşmüştü, kolları sımsıkı bir şekilde deri kılıfın içinde bağlı olmasalar, önüne gelen her şeyi tırmalayabilirdi. Ağzındaki topun kenarlarından salyaları akıyordu, artık topu acısını bastırmak için değil, kadınlığını doyurmak için sıkıca ısırıyordu. Çırpındıkça saçları iyice dağıldı, incecik çorapları dizlerine kadar indi. Artık zamanı gelmişti, Arda da kölesine yardımcı oldu; Sevim'in meme uçlarını parmaklarıyla ovalamaya başladı. Kadın büyük bir istekle, çığlık çığlığa boşalmaya başladı.

14 Mayıs 2018 Pazartesi

Arda'nın Kadınları - Banu


   Banu kanapeden kalktı salondaki çalışma masasının önüne gitti. Bir sürü ıvır zıvır vardı. Arda'ya döndü "Biraz tuhaf hobilerin var anlaşılan" dedi, "genelde öğretmenler daha sıradan şeylerle uğraşırlar". Arda içeriden seslendi "Boş zamanlarımda ders veriyorum, asıl mesleğim bu değil". Banu "Evet bunu sınıfta da söylemiştin". Arda özel bir kursta akşamları Fransızca dersi veriyordu ve Banu onun sınıfındaydı. Genç kadın öğretmeninden özel ders istemişti eksiklerini kapatmak için, Arda da ilk başta bu isteği geri çevirse de sonunda kabul etmişti. Banu bu nedenle Arda'nın evine gelmişti. Üzerinde ince dokunmuş pembe bir kumaş gömlek ve siyah renk, pileli bir mini etek vardı. Altına dizlerine kadar gelen topuklu çizmelerini giymişti. Upuzun kızıl saçlarını birkaç firkete yardımıyla at kuyruğu yapmış, dudaklarına da kıpkırmızı bir ruj sürmüştü. Arda salona girdi "haydi derse başlayalım" dedi. Banu masanın üzerindeki oyuncakları gösterip "Bunlar nedir?" diye sordu. "Hobi olarak illüzyonla uğraşıyorum" diye yanıtladı Arda, "sihirbazlık aletleri işte..." diye kısa kesti. Banu eline aldığı küçük bir kutuyu incelemeye başlamıştı ki Arda yanına yaklaşınca bıraktı, masanın üstünde duran kelepçeleri alıp "Peki ya bunlar?" diye sordu. Arda bileklerini uzatıp "Hileli kelepçeler, kaçış numaraları için" dedi, "Haydi tak bileklerime de göstereyim". Banu kelepçeleri Arda'nın bileklerine taktı. Arda çabuk bir hareketle bileklerinden çıkarttı kelepçeleri. Sonra arkasını döndü, Banu bu sefer arkadan kelepçeledi Arda'yı. Arda yine kolayca çıkarttı kelepçeleri ve masanın üstüne koydu. Banu'nun ilgisini çekmişti bu oyuncaklar. "Denemek ister misin sen de?" diye sordu Banu'ya. Genç kadın "tamam, haydi tak" dedi ve ellerini uzattı. Arda kelepçeleri taktı, Banu'ya nereye bastırması gerektiğini gösterdi ve kadın kolayca çıkarttı kelepçeleri. "Bir de tersten dene istersen, el yordamıyla bulmak daha ilginç olabilir" dedi Arda. Banu hemen arkasını döndü öğretmenine ve ellerini geniş kalçalarının üstünde kavuşturdu. Arda cebinden çelik polis kelepçelerini çıkarttı çabucak, Banu'nun bileklerini sertçe kavradı ve kelepçeleri geçirdi. Crrrrrt. Klik! Banu soğuk çeliği bileklerinde hissetti ama şüphelenmedi, çaresizce kurtulmaya çalıştı. Kadın kelepçeleri açmaya çalışıyordu ancak hiçbir şekilde olmuyordu. Arkasına döndü. Arda elinde sahte kelepçeleri tutmuş hınzırca gülümsüyordu. Banu'nun gözleri şaşkınlık ve hiddetle açıldı "Ne yaptığını sanıyorsun sen!?"diye bağırdı. Arda işaret parmağını kadının dudaklarına dokundu "Şşş... Şimdi uslu bir kız ol" dedi. Banu "Çöz beni yoksa bağırırım!" diye sesini yükseltti. Arda masanın üzerindeki kutulardan birini açtı, içinden kenarlarından siyah deri kayışlar sarkan pembe renkli parlak bir silikon top çıkarttı, "Bunu gerçekten yapabilir misin?". Banu bunun ne olduğunu anlamamıştı, öfkeyle çıkıştı "Çabuk çöz beni yoksa çok fenağğmmm.. ığmm.. mmm.." Arda silikon topu Banu'nun ağzına tıktı, deri kayışları kadının ensesine sıkıca bağladı. Banu elleri kelepçeli, ağzı tıkalı bir halde çırpınmaya başladı. Arda kadının karşısına geçti, nazikçe yanağını okşadı. Banu hiddetle başını salladı, boğuk bir çığlık kopardı. Arda yavaşça elini kadının eteğinden içeriye daldırdı, ince naylon çorabın sardığı kalçalarını okşadı. Banu hemen geriye kaçtı. Arda bu kez de Banu'nun gömleğinin ilk düğmesini açtı ve nazikçe sağ memesini okşadı sutyenin üzerinden. Kadın siyah dantelli bir sutyen giymişti ve gömleğinin altından da rahatça seçilebiliyordu. Arda belinden kemerini çıkarttı sakince, sonra havada bir kırbaçmış gibi şaklattı. Banu dehşetle baktı; elleri arkasında kelepçeliydi ve göğüsleri tamamen savunmasızdı. Arda kemeri var gücüyle kadının göğüslerine vurunca Banu yeniden boğuk bir çığlık kopardı ve salonun içinde kaçışmaya başladı. Arda bu kez de kadının kalçalarını dövmeye başladı kemeriyle. Genç kadın yüksek topuklularla kaçmaya çalışırken dengesini kaybetti ve yere düştü, boğuk boğuk ağlamaya başladı. Arda kadının saçlarını kavradı ve sertçe çekerek esirini ayağa kaldırıp oyuncak masasına doğru savurdu. Banu kendini masanın önünde bulmuştu tekrar. Arda vücudunu kadının kalçalarına dayadı. ayaklarını kadının çizmelerin arasına soktu ve sertçe bir hareketle kadının bacaklarını araladı. Elleriyle Banu'nun sırtına bastırdı, kadın eğilmek zorunda kaldı. Arda kadının eteğinden içeri daldırdı yine ellerini, sertçe okşamaya başladı. Banu siyah renk ince bir külotlu çorap giymişti, altına da siyah dantelli bir külot. Arda büyük bir zevkle sıyırdı kadının çorabını, külodunu indirdi ve eteğini kaldırdı. Banu ürkek bir biçimde adamın içine girmesini beklemeye başladı: elleri kelepçeli, ağzı tıkalı, kalçaları ve kasıkları çırılçıplak ve bacakları da ardına kadar açıktı. Arda önce kadının memelerini avuçladı, sonra sert bir şekilde Banu'nun içine girdi. Yavaşça çıkıp tekrar sert bir şekilde girdi. Arda Banu'yu iyice masaya yaslamış büyük bir arzuyla genç kadının içine girip çıkmaya başlamıştı. Banu Arda girip çıktıkça sarsılıyor, boğuk boğuk inliyordu. İniltileri iyice yükselmişti ki Arda zevkten haykırarak boşaldı.

                                                         ...............................................

   Banu sersemlemiş bir şekilde uyandı. En son Arda'nın burnuna bir bez yasladığını hatırlıyordu, sonra da kendinden geçmişti zaten. Etrafına bakındı, Arda'nın yatak odası olmalıydı burası. Mor renkli saten nevresimin üzerinde gayet davetkar bir hâlde duruyordu kendisi: Kolları arkasında, siyah renk deri bir kılıfın içerisinde sımsıkı bağlanmıştı. Bu kılıf tek parçalık uzunca bir eldivene benziyordu ve bir fermuarla Banu'nun dirseklerine kadar kollarını sıkıca sarmaktaydı. Bu deri kılıfın önünden çıkan iki deri kayış genç kadının omuzlarından dolaşıp sırtında üçüncü bir kayışa bir demir halkayla bağlanıyor ve bu kayış da aşağıdan kılıfa bağlanarak bu tek parçalık deri eldiveni yerinde sabit tutuyordu. Banu, Arda onu çözmedikçe bu bağdan kurtulamazdı. Ağzında hâlâ aynı silikon top duruyordu. Üzerinde meme uçlarını ancak örten pembe satenden bir korse  ve altında da pembe dantelli bir jartiyer takımı vardı. Ten rengi incecik ipek çoraplar jartiyerine özenle kopçalanmıştı. Ayaklarında da pembe renkli yüksek topuklu rugan ayakkabılar vardı.

   Arda elinde bir çift pembe ipek kurdelayla içeri girdi, kapıyı kapatıp kitledi. Banu deli gibi çırpınmaya başladı. Arda komodinin üzerinden bir tarak aldı, yatağa, genç kadının yanına oturdu. Banu boğuk çığlıklar atıyordu, ancak ağzındaki silikon top yüzünden yalnızca anlaşılmaz "mmmff ığğmmmff" diye sesler çıkıyordu. Değil diğer dairelerdeki insanlar, evin başka bir yerindeki biri bile onun sesini duyamazdı. Arda esirini koltuk altlarından tuttu ve kucağına oturttu. Kadının saçlarını açtı, firketeleri yatağa koydu. Sonra yavaşça ve özenle esirinin saçlarını taramaya başladı. Upuzun kızıl saçları vardı genç kadının. Arda birkaç dakika boyunca Banu'nun saçlarını taradıktan sonra, genç kadının saçlarını ortadan ikiye ayırdı, yavaşça ördü ve örgülerin ucuna pembe kurdelaları bağladı. Banu, Arda onun saçlarını örerken ürkekçe bekledi. Arda genç kadını örgülerini omuzlarından göğüslerine doğru döktü, sonra eliyle Banu'nun çıplak kasıklarını okşadı nazikçe ve orta parmağını kadının vajinasından içeri daldırdı. Bir süre bu şekilde parmakladı esirini. Banu iyice ıslanmıştı artık.

Genç adam esirini sırtüstü yatağa yatırdı, bacaklarını ardına kadar açıp, ayak bileklerinden deri kayışlarla yatağın köşelerine bağladı. Genç kadının kasıkları ardına kadar sahibinin arzularına açılmıştı, Banu bacaklarını kapayamazdı, ayak bileklerindeki kayışları çözemezdi, kollarını saran deri eldivenden kurtulamazdı ve boğuk çığlıklarını hiç kimse duyamazdı. Arda'nın ahşap bir dolaptan uzun ve ince bir deri kırbaç çıkarttığını görünce deli gibi çırpınmaya başladı genç kadın. Arda esirinin üzerine eğilip, kulağına "Arzularını serbest bırak küçüğüm" dedi. ve yatağın başına geçip elindeki kırbacı var gücüyle savurdu. ŞAK! Banu avazı çıktığı kadar bağırmak istedi, ancak silikon top ağzını tıkamıştı. Kırbaç kadının göğüslerinde şakladıkça Banu daha da  çok çırpınıyordu. Öyle ki ilk 5-6 kırbaç darbesinden sonra daracık korse çözüldü, kadının memeleri pembe satenin dışına fırladı. Meme uçları neredeyse açtı açacak bir çiçeğin tomurcukları gibi olmuştu: iri, sert ve kıpkırmızı. Hayat doluydular. Arda kölesinin bu terbiyesizliğine çok kızmıştı, Banu'yu kırbaçlamayı kesti, çarşafın üzerine bıraktığı firketeleri aldı,  kadının memelerinden sıyrılmış pembe satenin üzerine bıraktı yavaşça. Banu çok ürkmüştü, adamın ne yapacağını bilemiyordu, ama çok korkuyordu. Arda önce dolaptan beyaz bir eşarp aldı, kadının yanına oturdu, eşarpla Banu'nun gözlerini bağladı sakince, Banu tekrar deli gibi çırpınmaya başladı. Sımsıkı bağlıydı ve hiçbir şey göremiyordu. Genç adam kölesini bu terbiyesizliğinden ötürü cezalandırmaya kararlıydı, firketeleri aldı, kırbaçlanmaktan gül goncası gibi kıpkırmızı, dimdik olmuş meme uçlarına taktı. Banu eğer ayak bileklerinden ve kollarından deri kayışlarla bağlı olmasaydı kuşkusuz yerinden sıçrardı. Hayatında böyle bir acı hissetmemişti. Arda kadının meme uçlarına taktığı firketeleri biraz daha sıktı, Banu acıdan bayılacak gibi oldu. Arda kırbacını aldı, dolaptan kırmızı renkli bir vibratör çıkarttı. Banu hâlâ saten nevresimin üzerinde kıvranıyordu. Arda kırbacını tekrar savurdu esirinin üzerine. Sert ve seri bir şekilde kırbaçladı genç kadını. Banu bacaklarını, kasıklarını ve göğüslerini döven kırbaçtan kaçıramadı, kırbaçlandıkça ağlamaya başladı. Arda aşırı tahrik olmuştu, kontrolü kaybetmekte olduğunu anlayınca kadının üzerine atladı, vibratörü kölesinin içine daldırdı. Banu içinde sert plastiğin titreşimlerini hissedince iyice uyarıldı, boğuk çığlıkları iniltilere dönüşmeye başladı. Arda vibratörü daha da içeri soktu ve birden Banu'nun meme uçlarını kıstıran firketeleri çıkarttı. Genç kadın uyuşmuş memeciklerine tekrar kan hücum edince birden acıyla boğuk bir çığlık kopardı, titredi ve sarsılarak boşalmaya başladı. Ter içinde kalmıştı. Arda da kendinden geçmiş, esirinin üzerine boşalmıştı. Banu kesik kesik nefes alıyor, ağzını tıkayan topun izin verdiği ölçüde inliyordu. Arda esirinin kulağına eğilip "Aferin küçük kız, hep böyle uslu bir köle ol" diye fısıldadı. Hâlâ titremekte olan vibratörün hızını son ayara getirdi ve yataktan kalkıp odadan çıktı.

30 Ekim 2017 Pazartesi

Arda'nın Kadınları - Nurten

   Nurten 40 yaşlarında iki çocuk annesi esmer bir kadındı.  Kendiyle barışık, kavgasız, gürültüsüz bir aile hayatı olan biriydi. Orta boylu, ne zayıf ne de balık etli diyebileceğimiz, bakan göze göre sıradan veyahut çok çekici gelebilecek bir fiziğe sahipti. Ve o gün gerçekten de çok çekiciydi: Her zamanki gibi sabah dışarı çıkmadan önce makyajını eksiksiz yapmış, siyah rimellerini ve farını sürmüştü. Dudaklarındaki bordo ruj ona yaşına uyan bir davetkarlık katıyordu. Ancak onu o gün dayanılmaz derecede çekici kılan bu değildi.

   Nurten uyandığında gözlerinin bağlı olduğunu fark etti. Gözleri genişçe siyah ipekten bir kurdelayla bağlanmıştı. Kolları arkasında, uzaktan bakınca tek parçalık uzun bir eldivene benzeyen, deriden bir kılıfla sıkıca bağlanmıştı. Bu deri kılıf onun ellerini, bileklerini ve hatta dirseklerine kadar kollarını sarmaktaydı ve bir çift bağcık ile sıkıca düğümlenmişti. kılıfın ön kısmından çıkan iki deri kayış omuzlarından dolaşıp sırtındaki bir kancada buluşuyor ve bu kancadan çıkan bir üçüncü kayış da tekrar aşağı inerek kılıfa bağlanıyordu. Bu sayede bu deri eldiven onun kollarını sımsıkı bağlı tutuyor ve yerinde sabit duruyordu. Nurten'in üzerinde göğüslerini ancak örten siyah satenden bir büstiyer ve altında da siyah dantelden transparan bir külot vardı ve belinin iki yanında kopçalanmıştı. Bacaklarını saran incecik siyah çoraplar belindeki siyah jartiyere özenle tutturulmuştu ve bacakları diz kapaklarından ve ayak bileklerinden bağlanmış bir çift deri kayış ile bitişik duracak biçimde sabitlenmişti. Ayaklarında yüksek topuklu siyah rugan ayakkabılar vardı ve saçları kadife bir saç tokasıyla at kuyruğu biçiminde bağlanmıştı. İşte bu nedenle o gün Nurten her zamankinden daha çekiciydi.

   Nurten bağlanmış olduğunu anlayınca kaçmak için çırpındı. Kımıldayamadığını görünce de bağırmak istedi. Ağzında silikondan yapılmış beyaz bir top vardı ve topun kenarlarından çıkan kayışlar ensesinde sıkıca bağlanmıştı. Boğuk boğuk inlemeye başladı. Ağzındaki top çenesini hareket ettiremeyeceği kadar büyüktü. Odadan gelen iniltileri duyan Arda içeri girdi. Vişne rengi saten nevresimin üzerinde çırpınıp duran Nurten'i gördü. Esir aldığı kadını omuzlarından tuttu ve gerdanından öptü. Nurten deli gibi çırpınmaya başladı. Kollarını saran deri kılıftan kurtulmak için var gücüyle asıldı ancak bu imkansızdı, bacaklarını da güçlükle oynatabiliyordu. Ağzındaki top onun sesini kısıyordu. "Demek hanımefendi uyandı" dedi Arda, Nurten'in yanına otururken, "Ben de artık sabırsızlanmaya başlamıştım doğrusu". Nurten sinirinden ağlayacak gibi oldu. Arda Nurten'in kulağına eğilip "Şşş. Uslu bir kız ol lütfen. Canını yakmak istemem doğrusu" dedi ve yavaşça Nurten'in bacaklarını okşamaya başladı. Nurten o kadar çok çırpınıyordu ki göğüsleri büstiyerinden fırlayacak gibiydiler. Arda Nurten'in belini sardığı sağ elini yavaşça kadının külodundan içeri daldırdı ve parmaklarıyla Nurten'in vajinasını okşamaya başladı. Nurten sinirinden ağlamaya başlamıştı. Karşı koyamıyor, kaçamıyor ve bağıramıyordu. Arda arzu ile dolmuştu. Siyahlar içindeki esirini iki eliyle belinden kavrayıp kucağına oturttu, "Artık uslu dur, yoksa seni ben terbiye ederim" dedi Nurten bacaklarını daha çok sallamaya başladı. Bunun üzerine Arda "pekâla" dedi ve tek eliyle Nurten'in külodunun kopçalarını açıverdi. Çıplaklığını hisseden Nurten biraz duraladı. Bütün kadınlığıyla kendisinden çok daha genç ve arzu dolu bir erkeğin kucağında çaresizce oturuyordu. Arda birden Nurten'i kucağına yüzü koyun yatırdı ve eliyle kadının çıplak kalçalarına sert şaplaklar atmaya başladı "Al bakalım yaramaz kız". Nurten boğuk iniltiler çıkartarak çırpınmaya devam etti. Arda'nın tokatları sert bir biçimde kalçalarına iniyordu. Birden Arda onu kollarından tuttu ve ayağa kaldırdı.

   Yüksek topukluların üzerinde o pozisyonda dengede durmak zordu. Arda yukarıdan sarkan  bir zincirin ucunu Nurten'in kollarını saran deri kılıfın en aşağısındaki kancaya bir asma kilitle kitledi. Sonra usulca ayak bileklerindeki ve dizlerindeki kayışları çıkarttı. Bacakları serbest kalınca Nurten kaçmak için hamle yaptı ancak kollarının bağlı olduğu zincir izin vermedi. Arda iki ucunda deri kelepçeler bulunan açılır kapanır siyah renk bir çubuk çıkarttı dolaptan ve bunu Nurten'in ayak bileklerine bağladı. Nurten bacaklarını kapayamaz olmuştu. Arda çubuğu sonuna kadar açınca Nurten'in de bacakları ardına kadar açılmaya zorlandı. Çubuk çok sağlamdı ve Nurten'in kasıkları artık tamamen sahibinin isteklerine açılmıştı. Arda odanın kenarına geçti ve Nurten'in bağlı olduğu zincirin çıkrığını çevirmeye başladı yavaşça. Zincir, makara döndükçe yükseliyor, zincirle birlikte Nurten'in bağlanmış kolları da yukarı kalkıyordu. Bir noktada Nurten dengesini kaybetti ve iki büklüm oldu. Artık tamamdı. Arkadan sıkıca bağlanmış kolları tavana doğru zincirlenmiş hâlde Filistin askısı pozisyonu almıştı, bacakarı ardına kadar açılmış, kalçaları da iyice dışarı çıkmıştı. vajinası cinsel temaslara karşı tamamen korumasızdı. Nurten kaçamazdı, bağıramazdı, artık Arda onunla istediği gibi sevişebilirdi.

   Arda ona arkadan yaklaştı, büstiyerinden taşmakta olan göğüslerini sıkıca kavradı. Sonra ellerini yavaşça Nurten'in beline doğru kaydırdı, kalçalarını okşadı usulca. Birden ani bir şekilde Nurten'in içine girdi. Yavaşça çıktı ve bu kez daha sert bir şekilde bir daha girdi. Nurten Arda'nın tamamını içinde hissetti. Arda zevkten inledi ve yavaşça girip çıkmaya devam etti. Nurten hüngür hüngür ağlamaya başlamıştı. Silikon top ağzını sürekli açık tuttuğundan salyaları akmaya başlamış ve gözlerinden inen yaşlara karışmıştı. Kımıldayamıyordu ve tecavüzcüsü girip çıktıkça sarsılıyor, göğüsleri siyah satenin dışına taşıyorlardı. Arda hızlandı, iyice zevke gelip Nurten'in kalçalarını tokatlamaya başladı. Çaresizce önünde davetkar bir biçimde eğilmiş olan kadın onu coşturmuştu. Nurten'in saçını kavradı ve sertçe çekti. Nurten acı ve öfke içinde kollarını ve ayaklarını bağlayan kayışlara asıldı. Arda büyük bir tatminle boşaldı.

   "Nefissin bebeğim" dedi Arda oyuncakların bulunduğu dolaba giderken. Dolaptan bir at kırbacı alıp tekrar kadının arkasına geçti. Nurten çırpınmayı kesmiş soluklanıyordu. Bulunduğu pozisyon çok rahatsız ediciydi. Kolları ve bacakları uyuşmuştu. Korkuyla arkasındaki adamın ona ne yapacağını merak ediyordu. Arda kırbacın ucuyla Nurten'in kalçalarını okşamaya başladı. Nurten çıplak kalçalarında sert deriyi hisseder hissetmez tekrar deli gibi çırpınmaya başladı. Ancak nafileydi. Arda seri bir şekilde kölesinin kalçalarını dövmeye başladı elindeki kırbaçla. Arda tekrar sertleşmişti, ama acele etmedi. Nurten'i Filistin askısı pozisyonunda tutan zinciri aşağıya indirdi. Kadın bir anda ne olduğunu anlayamadan rahatlayıverdi. Kolları hâlâ bağlıydı ama yine de daha az yorucuydu bu hâliyle. Arda kadının karşısına geçip Nurten'in gözlerini bağlayan ipek kurdelayı çıkardı. Nurten nefretle bakıyordu. Arda kölesinin yanağından bir makas aldı ve "Eğer ıstırabın dayanılamaz bir seviyeye gelirse, ağzındaki topu sıkıca ısır bebeğim" dedi. Nurten ürkek bir ceylan gibi baktı. Arda elindeki kırbaçla kadının göğüslerini dövmeye başladı birden. Var gücüyle vuruyordu ve özellikle Nurten'in meme uçlarını dövüyordu. Kadın acıdan ne yapacağını şaşırmıştı. Kollarını bağlayan deri kılıfa biraz daha asıldı. Boğuk boğuk inledi. Artık canı çok yanmıştı ki çaresiz Arda'nın dediğini yaptı: topu sıkı sıkı ısırdı. Göğüslerini Arda'nın kırbaçından kaçırmak için gövdesini sağa sola çeviriyordu ancak yine de kırbaçlanmaktan kaçamıyordu. Arda birden kırbacı yere fırlattı, kolunu kadının boynuna dolayıp, Nurten'in saçını çekti. Nurten bir daha acıyla ağzındaki silikon topu ısırdı. Arda Nurten'in içine girdi. Nurten bacaklarını toplamaya çalıştı ancak ayak bileklerine bağlanmış olan olan çubuk esnemiyordu. Arda bacakları ardına kadar açılmış olan kadının çıplak vajinasına rahatça temas edebiliyordu ve seri bir şekilde içinde gidip geliyordu. Birden sol eliyle Nurten'i pandiklemeye başladı. Nurten boğuk iniltilerle itiraz ediyordu ama Arda kontrolü kaybetmişti; Nurten'in saçlarını var gücüyle çekti ve sertçe girip çıkmaya devam etti. Nurten bütün bu acının içinde bir kez daha içinde genç adamın boşaldığını hissetti.

   Arda Nurten'in hareketini kısıtlayan tavana bağlı zinciri çözdü ve kadını yatağa itti. Nurten, bacakları sabit bir şekilde ardına kadar açık olduğundan dengesini hemen kaybetti ve saten nevresimin üzerinde buldu kendini. Arda kadının üzerine attı kendini, Nurten'in ayak bileklerine bağlı deri kayışları çözdü ve çubuğu çıkarttı. Nurten serbest kalan bacaklarını toplamak istediyse de Arda kadının baldırlarını kavrayarak buna engel oldu. Nurten çırpınmaya başladı. Bunun üzerine genç adam sol eliyle kadınının sağ bacağını yatağa sabitledi ve diğer bacağını da sağ eliyle alttan kavrayarak omzuna aldı. Nurten küfürler ediyordu ancak ağzındaki silikon top yüzünden yalnızca anlamsız iniltiler çıkıyordu. Arda dudaklarını Nurten'in vajinasına yasladı ve ıslak bir öpücük kondurdu. Bu ilk öpücüğü başka öpücükler ve seri dil darbeleri izledi. Nurten kontrolsüzce inlemeye başladı; iyice ıslanmıştı. Arda kadının iyice gevşediğini görünce yatağın kenarında duran kırmızı renkli vibratörü aldı, Nurten'in içine soktu ve çalıştırdı. Nurten itiraz etmeye çalıştı ancak nafileydi. Arda "Sakin ol aşkım" diye fısıldadı kulağına ve vibratörün hızını arttırdı. Nurten titremeye başladı. Arda Nurten'in sırılsıklam olduğunu görünce "Aferin, işte böyle, çok iyi gidiyorsun küçüğüm" dedi ve vibratörü son hıza aldı. Nurten vibratörün etkisiyle sarsılarak boşalmaya başladı. Ama Arda bunun üzerine vibratörü daha da derine soktu. Kadın iyice kontrolü kaybetmiş bir şekilde istemsizce çırpınmaya başladı. O sırada, tam Arda boşalmakta olan esirini kollarından, saçından veya bacaklarından tutarak zapt etmeye çalışırken birden Nurten'in sağ memesi saten büstiyerden fırladı."Yaramaz kız!" dedi Arda, vibratörü kadının içinden çıkartırken, "Neden uslu durmuyorsun Nurten?". Nurten'in çıplak memesini okşamaya başladı, "Şşş... Bu yaptığın çok ayıp bebeğim" dedi, büstiyeri biraz daha sıyırdı ve diğer memesini de açtı, "boynunun altında iki adet ateş topu taşıdığının farkında değil misin?". Arda Nurten'in çıplak memelerini avuçladı. Genç adam arzuyla dolmuştu ve kontrolü kaybetmek üzere olduğunu fark etmişti. Önce yerden ipek kurdelayı alıp Nurten'in gözlerini bağladı tekrar. Yatağın kenarındaki komodinden iki ucunda birer mandal bulunan parlak bir zincir aldı. Tekrar Nurten'in olgun birer meyveye benzeyen memelerini sıkı sıkı tuttu elleriyle, baş parmaklarıyla kadının meme uçlarını ovalamaya başladı. Daha yeni yaşadığı orgazmla kendinden geçmiş olan kadının meme uçları uyarıldı bir anda. Arda zinciri aldı ve mandalları kadının dikilen meme uçlarına geçirdi. Nurten baygın baygın inlerken bir anda meme uçlarını kıstıran soğuk metali hissedince acıyla boğuk bir çığlık kopardı. Canı çok yanmıştı. Arda "Memelerine sahip çıkmazsan, onları dizginlemem gerekir küçük kız" dedi. Nurten deli gibi çırpınmaya başladı, deri kılıfın sımsıkı sardığı kollarını sallamaya çalıştı, ama nafileydi. Daha birkaç dakika önce sarsılarak orgazma eren kadıncağızın eli kolu bağlı, ağzı tıkalıydı ve meme uçları mandallanmıştı. Arda Nurten'in sol kulak memesini öptü, emdi ve kulağının içini yaladı. Kölesinin memelerini kıstıran zinciri hafifçe çekti. Nurten memelerindeki mandalların arasının daha da kapandığını hissedince yerinden sıçradı. Arda zevkten kendinden geçmiş olduğu için kadını elinden kaçırdı. Nurten yataktan fırladığı gibi kaçmaya çalıştı ancak gözleri bağlı olduğundan önünü göremiyordu, kolları hareketini kısıtlıyordu ve ayakkabılarının topukları koşamayacağı kadar yüksekti. Açık kapıya yöneldi, tıkalı ağzıyla bağırmaya çalıştı, boğuk iniltiler çıkarttı. Arda savunmasız kölesine yaşattığı ıstırapla aşırı tatmin olmuştu, öyle ki ayağa zor kalktı. Nurten'i jartiyerinin kordonundan tuttu. Nurten kaçışmaya başlayınca jartiyerinin kopçası çözüldü ve Arda'nın elinden kurtuldu. Kadın koridora çıktı, gözleri, kolları bağlı, ayağında yüksek topuklular koşturmaya başladı. Arda bunun üzerine Nurten'in memelerinden sarkan zincire asıldı. Metal mandallar kadının meme uçlarını daha da kıstırınca, Nurten müthiş bir acıyla irkildi tekrar. Çok canı yanmıştı ve acı artık dayanılamaz olmuştu. Bu nedenle hareketsiz kaldı efendisinin karşısında. Şimdi çaresiz, hüngür hüngür ağlıyordu, gözlerinin önündeki siyah ipek kurdelanın altından akan gözyaşları süzülüp, ağzındaki silikon topun kenarlarında salyalarına karışıyordu. Ağlamaktan rimelleri yanaklarına akmıştı. Bu durum Arda'yı daha da tahrik etti, "Sen çok yaramaz bir kızsın Nurten, seni terbiye etmem şart" diye fısıldadı, esirini, memelerine kenetlenmiş zinciri çekiştirerek odaya soktu tekrar. Kapıyı kapatıp, kilitledi, oyuncaklarının bulunduğu dolaba gidip büyükçe bir ekmek tahtasına benzeyen deri kaplı bir şaplak aldı. Nurten'in kalçalarına var gücüyle vurdu şaplağı. ŞAK! Nurten acıdan deliye döndü tekrar ama Arda onu zincirinden çekiştirerek kolayca dizginledi, "Dik dur küçük kız!" Nurten rugan topukluların üzerinde hazır ola geçti bir anda. Arda bir daha var gücüyle kadının kalçalarını şaplakladı. Nurten artık dayanamıyordu; bir saatten uzun bir süredir, kırbaçlanıyor, şaplaklanıyor, tecavüze uğruyor ve işkence görüyordu ve onu esir almış olan delikanlı yorulmak şöyle dursun daha da coşuyordu. Arda Nurten'in saçını çekerek kölesini yatağa yatırdı tekrar. Önce dizlerinin üstünde yüzüstü çevirdi kadını, bacaklarını açtı, arasına kendi gövdesini soktu. Nurten bir kez daha Arda'yı içinde hissetti. Arda kendinden geçecek gibi oldu. Nurten hüngür hüngür ağlıyordu. Arda boşalacağını anlayınca kadının içinden çıktı. biraz soluklandı. Şaplakla biraz daha dövdü önünde diz çökmüş olan kölesinin kalçalarını. Sonra kadını sırtüstü çevirdi, bacaklarını ardına kadar açtı. Tekrar Nurten'in vajinasını dillemeye başladı. İyice ıslanana kadar birkaç dakika boyunca kadının vajinasını emdi, öptü, yaladı. Sonra Nurten'in baldırlarını sıkıca tuttu, bacaklarını omuzlarına aldı ve tekrar içine girdi. Nurten sessizce Arda'nın boşalmasını bekliyordu. O anda Arda birden bir eliyle Nurten'in saçını, diğer eliyle de memelerine kenetlenmiş olan zinciri çekti kuvvetlice. Nurten artık  acıdan bayılmak üzereydi ki Arda sarsılarak boşaldı kadının içine.

   Nurten sessizce ağlıyordu, meme uçları uyuşmuştu. Arda hâlâ kadının üzerindeydi ve zevkten yarı baygın bir haldeydi. Nurten'in kulağına eğildi "Eğer sessiz olacağına söz verirsen seni çözeceğim" diye fısıldadı, "Uslu duracağına söz veriyor musun Nurtencik?". Nurten başını sallayarak onayladı. Arda Nurten'in ensesindeki kayışları çözdü, kadının ağzındaki beyaz silikon topu çıkarttı. Sonra ipek kurdelayı çözdü, bir fular gibi kadının boynuna bağladı. Kadını kucağına oturttu, jartiyerin koşturmaca sırasında çözülen kordonunu kadının çorabına kopçaladı tekrar. Arda komodinin üzerinden bir tarak aldı, Nurten'in saçlarını açtı, kadife tokayı çıkarıp kenara koydu ve usulca kucağındaki kadının saçlarını taramaya başladı. Nurten uyandığından beri işkence ve tecavüz altında çırpınıyordu ve saçları iyice dağılmıştı. Arda Nurten'in saçlarını özenle tarıyor, arada kadının memelerine mandallanmış olan zinciri çekiştiriyordu. Nurten canı yandıkça inliyordu, Arda ise yavaş yavaş tahrik oluyordu tekrar. Bir süre sonra arda yine sertleşti ve kucağında oturan Nurten de bunu fark etti, "Bak yine geldi" dedi Arda, "haydi bir daha!". Nurten yalvaran gözlerle baktı, "Lütfen..." diyebildi. Arda işaret parmağını Nurten'in dudaklarına götürüp "Şşş... İtaat etmelisin" diye fısıldadı, "Ayrıca bana efendim diyeceksin!". Nurten sessizce ağlamaya başladı. Arda "Şimdi uslu bir kız ol ve sahibine hizmet et kedicik" dedi, "beni bir kedi yavrusu gibi yalamanı istiyorum bebeğim". Nurten kulaklarına inanamadı! 40 yaşını geçkin bir kadındı ve kendisinin neredeyse yarısı yaşında bir erkeğin kucağında gayet kışkırtıcı kıyafetler içinde sımsıkı bağlı bir biçimde oturmaktaydı. Arda Nurten'in boynuna bağladığı kurdelanın ucundan tuttu, "Haydi kedicik" dedi. Kadın çaresizce delikanlının dediğini yaptı; dudaklarını Arda'nın göbeğine değdirdi, yavaşça yalamaya başladı. Arda Nurten'in başını okşamaya başladı, Nurten de yavaşça Arda'nın meme uçlarını emerek devam etti. Arda iyice canlanmıştı, "Nurten... Oyhhh... Bu yaptıklarını umarım çocukların görmez bebeğim..." dedi kesik kesik "Gerçekten bir anneye hiç yakışmıyor, nefis...". Nurten'in yüzü utançtan kıpkırmızı olmuştu, çocuklarını düşündü. Anneleri siyah satenler içerisinde, deri kayışlarla bağlanmış, meme uçlarına metal mandallar geçirilmiş halde genç bir adamın zevklerini tatmin etmek için çok ayıp şeyler yapıyordu. Dudaklarını Arda'nın kasıklarına doğru indirdi ve birkaç saniye sonra da genç adam Nurten'in ağzının sıcaklığını hissetti. Nemli bir sıcaklık. Nurten diliyle gidip geliyordu. Arda gevşedi, ama daha da zevk istiyordu: Nurten'in meme uçlarındaki mandalları çıkarttı. Memeciklerine tekrardan kan hücum eden kadın acıyla sıçradı tekrar ancak sahibi onu başından sıkıca tuttu ve kaldığı yerden hizmet etmesini sağladı. Nurten dudaklarını iyice Arda'nın kasıklarına dayadı, efendisini boğazında hissetti. Arda kölesinin başını, saçlarını, yanaklarını okşadı, kendini tutabildiği kadar tuttu. Nurten'in ağzı tükrük dolmuştu ama yine de var gücüyle Arda'yı emiyordu. Boğazına kadar girmişti Arda ve bu Nurten'de kusma hissi yaratmıştı. Nurten ıstırabına son vermek için daha da hızlı emdi, durmadan emdi. Arda büyük bir coşkuyla patladı kölesinin ağzının içine.

Janset - Terbiye

Elli altı... Elli yedi... Elli sekiz... Elli dokuz... Ve tekrar geliyordu; Janset'in altındaki yumurta kadının bütün bedenini canlandıra...